Mayıs 13, 2026

Kaza değil… İnsanlar sarstı

ile Ali İhsan Sivri

Arabanın tadını yeni yeni çıkarmaya başlamıştım…

Aylarca uğraşılmış, her detayıyla tek tek ilgilenilmişti.

O araba artık benim için sadece bir araç değildi.

İnsan bazen emeğine karakter yüklüyor.

Ve sonra ona dokunan her şey, insana kendi canına dokunulmuş gibi geliyor.

Bir gün ağabeyim aradı.

Amerika’ya yüksek lisans için gidecekti.

“Gel…” dedi,

“hem arabayı görürüz, hem beni havalimanına bırakırsın.”

Ankara’ya gittim.

Arabayı görünce o da şaşırdı.

Yolda giderken sürekli detayları inceliyor, yapılan değişiklikleri soruyordu.

Düzce’ye doğru ilerlerken:

“Çek sağa biraz, ben de kullanayım…” dedi.

Direksiyona geçti.

Ben de yan koltuğa oturdum.

Yol boyunca hem arabayı konuşuyor hem yapılan işleri anlatıyorduk.

Tam Düzce Sanayi girişindeki kavşağa gelmiştik.

Bize yeşil yanıyordu.

Akşamüstüydü.

Trafik akıyordu.

O sırada sol taraftan süratle gelen bir motosikleti fark ettim.

Ona kırmızı yanıyordu.

Ama durmuyordu.

Abimi uyarmaya fırsatım bile olmadı.

Motorlu genç, hiç yavaşlamadan kavşağa daldı.

Ve bir anda…

Müthiş bir gürültüyle çarptık.

Motor yaklaşık yirmi metre sürüklendi.

Çocuk havaya fırlayıp ön cama düştü.

Sonra yere savruldu.

İnsan böyle anlarda zamanı farklı yaşıyor.

Her şey birkaç saniye sürüyor ama sanki dakikalar geçmiş gibi hissediyorsun.

Çocuk yerden kalkıp koşmaya başladı.

Hemen yakaladım.

“Dur! Koşma! Yere yat… Ambulans geliyor…” dedim.

Şoktaydı.

Sürekli özür diliyordu.

“Abi çok özür dilerim… Kırmızıyı gördüm ama aklım başka yerdeydi… Ustayla tartışmıştık…”

Bir taraftan da insanlar etrafımıza toplanmaya başladı.

Ve işte insan bazen kazadan değil…

Kalabalığın içinden çıkan karakterlerden sarsılıyor.

İçlerinden biri sert bir ses tonuyla bağırdı:

“Ambulans ne bekliyorsunuz? Arabayla götürsene!”

“Burada beklememiz gerekiyor…” dedim.

Adam bu kez arabaya bakıp dudak büktü:

“Ne o? Cici arabanın koltukları kirlenmesin diye mi korkuyorsun?”

O an sesindeki şeyi çok net hissettim.

Merhamet değildi o.

Başka bir şeydi.

İnsanın içini daraltan türden bir fesatlık…

Sanki çocuğun canından çok, arabanın güzelliği rahatsız etmişti onu.

Kalabalık büyüyünce baskı oluştu.

“Tamam kardeşim…” dedim çocuğa,

“bin götürelim.”

Devlet Hastanesi’ne gittik.

Muayene edildi.

Çok şükür ciddi bir şeyi yoktu.

Sadece motor büyük hasar almıştı.

Çocuk hâlâ özür diliyordu.

“Abi benim suçum…” deyip duruyordu.

Ben de doğal olarak olayın kapanacağını düşünüyordum.

Derken gözüm birine takıldı.

Kaza yerinde bize çıkışan adam…

Hastaneye kadar gelmişti.

Önce çocukla konuştu.

Sonra polislerle…

Bir şeyler anlatıyordu.

O an içime garip bir his çöktü.

Muayene bittikten sonra polis ifade almaya başladı.

“Birbirinizden şikayetçi misiniz?” diye sordu.

Ben daha cevap veremeden çocuk:

“Şikayetçiyim.” dedi.

Bir an yüzüne baktım.

Az önce özür dileyen çocuk gitmişti sanki.

Yerine başka biri gelmişti.

Şaşırdım.

Çünkü hepimiz biliyorduk…

Suçlu olan oydu.

Ama bazen insan doğru olanla değil…

Korkusuyla hareket ediyor.

Bizi karakola götürdüler.

Aracı kullanan olarak beni gözaltına aldılar.

Pazartesi mahkemeye çıkacaktım.

Yani iki gece içeride kalacaktım.

Ağabeyimin ertesi gün Amerika uçağı vardı.

Ben içerideydim.

Hayat bazen birkaç saniyede yön değiştiriyor gerçekten.

Bir süre sonra polislerden biri yanıma geldi.

Sessizce:

“Kardeşim…” dedi,

“şu çocukla anlaşın. Motor gitmiş. Şikayetini geri çeksin. Yoksa burada beklersin.”

O an anladım…

Bazen haklı olmak yetmiyor.

O gece çocuğa, neredeyse bir motor parası sayılabilecek bir para verdik.

Şikayetini geri çekti.

Ben çıktım.

Ama olayın etkisi uzun süre içimden çıkmadı.

Çünkü kazanın şokundan çok…

İnsanların değişimini düşünüyordum.

Bir insan birkaç saat içinde nasıl bu kadar değişebiliyordu?

Bir yabancı neden hiç tanımadığı birinin hayatını karıştırmak için bu kadar hevesli olabiliyordu?

Ve neden bazı insanlar, olaylara vicdanla değil… öfke, kıskançlık ya da fırsat duygusuyla yaklaşıyordu?

Sanırım o gün şunu öğrendim:

Hayatta insanı bazen yaşadığı olaylar değil…

insanların gerçek yüzü yoruyor.

Öğrendim ki…

İnsanların karakteri en çok rahat zamanlarda değil, kriz anlarında ortaya çıkıyor.

Bazıları zor zamanda el uzatıyor… bazıları ise tam tersine, düşene bir tekme de kendisi vurmak istiyor.

Hayat bana şunu öğretti:

Haklı olmak her zaman yetmiyor.

Bazen sakin kalmak… bazen zarar ederek çıkmak… bazen susup yoluna devam etmek gerekiyor.

Çünkü bazı insanlarla mücadele ettiğinde… kazansan bile kirleniyorsun.

 

 

✍️ Ali ihsan Sivri hikâyeleri