Kaynar su
Kahvaltıyı oldum olası çok severim.
Ama yaklaşık yirmi beş yıldır güne genellikle farklı başladığım için, klasik Türk kahvaltısını çoğu zaman sabah değil; canım gerçekten istediğinde, öğle yemeği niyetine hazırlarım.
Bugün de öyle oldu.
Sabahın bir saatinde, öğleyi beklerken aklımın bir köşesinde hep aynı masa vardı.
Çıtır ekmek…
Tereyağı…
Beyaz peynir…
Zeytin…
Bal…
Ve hepsinin arasında, çocukluğumdan beri vazgeçemediğim o kayısı kıvamındaki yumurta…
Nihayet vakit geldi.
Suyu ocağa koydum.
Kaynamaya başlayınca yumurtaları içine bıraktım.
Saatime baktım.
Beş dakika…
Ne bir dakika eksik…
Ne bir dakika fazla…
Ocağın başında beklerken, yıllardır duyduğumuz o meşhur benzetme yine zihnime uğradı.
Patates…
Kaynar suya girince yumuşuyor.
Yumurta…
Aynı kaynar suya girince sertleşiyor.
Ne su değişiyor…
Ne ateş…
Ne de geçen süre…
Değişen yalnızca içine giren şey.
İlk bakışta çok basit görünen bu benzetmenin üzerinde, bu defa biraz daha uzun durdum.
Çünkü fark ettim ki…
Hayat da hepimizi aynı sıcaklıktaki sulara bırakıyor.
Hastalık…
İhanet…
Yokluk…
Başarısızlık…
Ayrılık…
Hiçbiri kapıyı çalarak gelmiyor.
Üstelik çoğu zaman kime uğrayacağını da bize sormuyor.
Ama garip olan şu…
Aynı acıyı yaşayan iki insanın yolu, çoğu zaman aynı yere çıkmıyor.
Birinin acısı onu daha anlayışlı bir insana dönüştürüyor.
Diğeri ise kimseye güvenemez hâle geliyor.
Birinin kalbi büyüyor.
Diğerinin duvarları…
Belki de mesele, başımıza gelenler değil.
Çünkü aynı güneş, balmumunu eritiyor…
Kili ise sertleştiriyor.
Aynı yağmur, bir tohumu çiçeğe dönüştürüyor…
Bir taşı ise olduğu gibi bırakıyor.
Demek ki hayat, herkese aynı şeyi yapmıyor.
Belki de sadece, içimizde zaten var olanı görünür hâle getiriyor.
O an kendi kendime şu soruyu sordum:
“Acaba ben, bugüne kadar yaşadığım kaynar sulardan nasıl çıktım?”
Daha yumuşak biri olarak mı…
Yoksa biraz daha sertleşmiş biri olarak mı…
Sanırım insanın kendisine sorabileceği en zor sorulardan biri bu.
Çünkü cevap başkalarında değil.
İnsanın kendi içinde saklı.
Yumurtanın süresi dolmuştu.
Ocağın altını kapattım.
Kabuğunu soydum.
Masaya oturdum.
Ama aklım hâlâ tenceredeydi.
Belki de hayatın bize yaptığı şey, bizi değiştirmek değildir.
Belki de hayat…
Sadece bizi, kendimizle tanıştırıyordur.
Ve galiba…
İyi günlerde hepimiz birbirimize benziyoruz.
Asıl fark…
Su kaynamaya başladığında ortaya çıkıyor.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri
Su aynı ateş aynı ama sen yumurta olmayamı yoksa patates olmayamı gönüllüsün hepimizin mizacı ve verdiği tepkiler farklı olunca bazen patates bazen de yumurta oluyoruz bir keresinde bana önce yumurta olmuştunuz ama sonra sizin o güzel kalbiniz fazla dayanmadı yine patates olmuştunuz sevgiyle kalın görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olun 🌹
Güzel bakış açınız ve içten yorumunuz için çok teşekkür ederim Fahriye Hanım. 🌹
Belki de haklısınız; insan tek bir ömür boyunca bazen yumurta, bazen patates olabiliyor. Önemli olan, kaynar sulardan geçerken kalbimizi tamamen kaybetmemek. Allah razı olsun, güzel dilekleriniz için ben de size hayırlı ve huzurlu günler diliyorum.🤲