Ha gayret
Eskiden eğitim sunumlarında gösterdiğim bir video, geçenlerde galeriyi temizlerken yeniden karşıma çıktı.
“Ha Gayret Şirketi…”
Yıllar önce izlediğimde iş hayatını anlatıyordu.
Bu kez izlediğimde şirket falan görmedim.
İnsanları gördüm.
Bir araba var.
Yüklü.
Önde bir adam, arabayı bütün gücüyle çekiyor. Arkada bir başkası omuz vermiş, itiyor. Birisi yardım ediyor gibi ama gücünün ne kadarını verdiği pek belli değil. Birileri arabanın üzerinde.
Bir de en arkada biri var.
O da arabaya tutunmuş.
İlk bakışta o da ekibin parçası gibi.
Ama dikkatli bakınca anlıyorsunuz:
Adam arabayı itmiyor.
Geriye çekiyor.
Ve öndeki hâlâ çekiyor.
Belki de bu yüzden bu animasyon yıllar sonra karşıma çıktığında bana artık bir şirketi değil, hayatı anlattı.
Çünkü hepimizin bir arabası var galiba.
Bazen adı aile.
Bazen evlilik.
Bazen dostluk.
Bazen arkadaşlık.
Bazen de yıllardır yürütmeye çalıştığımız herhangi bir ilişki.
Ve garip olan şu:
Aynı arabanın etrafında bulunan herkes, o arabanın aynı yere gitmesini istemiyor.
Bazı insanlar hayatımıza gerçekten omuz verir.
Çok konuşmazlar.
Ne yaptıklarını anlatmazlar.
Siz yorulduğunuzda biraz daha fazla iterler. Siz düştüğünüzde bir süre yükün fazlasını alırlar.
Onların varlığını çoğu zaman fark etmezsiniz bile.
Çünkü destek, en sessiz şeylerden biridir.
Bir de yardım edenler vardır.
Ama güçleri yettiğince.
Bazen vardırlar, bazen yokturlar.
Onlara da kızamazsınız.
Herkesin gücü aynı değildir.
Herkes hayatınızın yükünü sizin kadar taşımak zorunda da değildir.
Sonra arabanın üzerinde oturanlar vardır.
Yolculuğa dahildirler.
Ama yüke değil.
Araba ilerlediğinde sizinle birlikte ilerlerler. Durduğunda neden durduğunu sorarlar.
Hatta bazen:
“Biraz daha gayret etseniz aslında gider.”
diyebilirler.
İnsan tam burada gülmekle ağlamak arasında kalıyor.
Çünkü kendisi arabanın üzerindedir.
Ama asıl yorucu olan onlar da değildir.
Asıl yorucu olan, sizinle aynı tarafta görünüp öbür tarafa güç uygulayanlardır.
Çünkü onları fark etmek zordur.
Karşınızda değillerdir ki düşman bilesiniz.
Yanınızdadırlar.
Aynı aile fotoğrafındadırlar.
Aynı masaya otururlar.
Telefonunuzda isimleri vardır.
Bayramda ararlar.
“Ben senin iyiliğini düşünüyorum,” bile derler.
Ama siz bir şey yapmak istediğinizde önce neden olmayacağını anlatırlar.
Bir karar aldığınızda cesaretinizi azaltırlar.
Bir hayal kurduğunuzda küçümserler.
Bir adım attığınızda geçmişte düştüğünüz yerleri hatırlatırlar.
Sonra da siz yorulduğunuzda:
“Çok yıprattın kendini.”
derler.
Doğrudur.
Yıpranmışsınızdır.
Ama belki de sebebi yol değildir.
İnsan bazı ilişkilerde yıllarca daha fazla gayret etmesi gerektiğine inanıyor.
Daha anlayışlı olursa…
Biraz daha sabrederse…
Biraz daha alttan alırsa…
Biraz daha anlatırsa…
Biraz daha verirse…
Araba mutlaka yürüyecek.
O yüzden daha çok asılıyor.
Daha çok çekiyor.
Daha çok yoruluyor.
Sonra bir gün durup kendisine soruyor:
“Bu araba niye bu kadar ağır?”
Belki yanlış soru budur.
Belki soru:
“Benimle beraber kim çekiyor?”
olmalıdır.
Hatta belki daha önemlisi:
“Kim çekiyormuş gibi yapıyor?”
Ama işin bir tarafı daha var.
Arkadan çeken herkes kötü insan olmayabilir.
Belki onun gitmek istediği yer başkadır.
Belki sizin değişmeniz, onun alıştığı düzeni bozacaktır.
Belki sizin ilerlemeniz, onun da hareket etmesini gerektirecektir.
Belki siz yıllardır aynı yerde dururken kurulan düzen, onun için gayet güzeldir.
Siz arabayı hareket ettirmeye başladığınız anda problem çıkmasının sebebi de budur.
Çünkü bazı insanlar sizin mutsuzluğunuzdan beslenmez.
Ama sizin değişmemenizden faydalanır.
İkisi aynı şey değildir.
Sonuç ise bazen aynıdır.
Siz çekersiniz.
O tutar.
Aile ilişkilerinde bunu görmek daha zordur.
Çünkü aileden herkesi hayatınızdan çıkaramazsınız.
Çıkarmanız da gerekmez.
Dostluklarda da böyledir.
Her sorunlu ilişkide kapıyı çarpıp gitmek çözüm değildir.
Bazen insanları değiştiremeyeceğimizi kabul etmek yeterlidir.
Ama kimin nerede durduğunu bilmek önemlidir.
Çünkü birinin sizinle aynı arabaya dokunuyor olması, sizinle aynı yöne güç uyguladığı anlamına gelmez.
Aynı arabanın etrafında olmak, aynı yolun yolcusu olmak değildir.
Belki büyümek biraz da bunu anlamaktır.
Kime yaslanabileceğini…
Kimin yalnızca yanında yürüdüğünü…
Kimin taşınmaya alıştığını…
Ve kimin, fark ettirmeden arkadan tuttuğunu bilmek.
Sonra o eski animasyona bir daha baktım.
Öndeki adam hâlâ çekiyordu.
Arkadan biri itiyordu.
Birileri taşınıyordu.
Birisi de arabayı geriye çekiyordu.
Ve nedense yıllar önce eğitim verirken dikkatimi çeken şeyle bugün dikkatimi çeken şey aynı değildi.
O zaman öndeki adama bakmıştım.
Ne kadar gayretli olduğuna.
Bugün arkadaki adama baktım.
Belki insan yaş aldıkça gayrete bakmayı bırakıp gayretini nereye harcadığına bakıyor.
Çünkü her zaman daha güçlü olmak gerekmiyor.
Her zaman daha çok sabretmek de.
Her zaman biraz daha çekmek hiç gerekmiyor.
Bazen insanın yapacağı tek şey durmak.
Ellerini gevşetmek.
Ve dönüp arkasına bakmak.
Çünkü bazen yıllarca yolun ağır olduğunu sanıyoruz.
Meğer yol ağır değilmiş.
Arabayı arkadan tutan varmış.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri