İkinci varil
Bu sıralar sosyal medyada sıkça karşıma çıkan bir video serisi var.
Anlatılan sistem kabaca şöyle:
Önce yüksek kazanç vaadiyle insanları bir yatırım sistemine çekiyorlar. Rakamlar güzel, anlatılanlar güzel, ekrandaki kazançlar daha da güzel…
İnsan para yatırıyor.
Sonra bir noktada işler değişiyor.
Kazandığını sandığı parayı çekemiyor. Biraz daha para isteniyor. Vergi deniyor, komisyon deniyor, işlem ücreti deniyor…
Sonunda anlıyor ki ortada ne yatırım var ne de kazanç.
Dolandırılmış.
Buraya kadar maalesef artık pek şaşırtıcı değil.
Benim asıl ilgimi çeken bundan sonrası oldu.
Çünkü bir süre sonra karşısına bu kez bambaşka bir reklam çıkıyor:
“Dolandırıldınız mı? Paranızı geri alıyoruz!”
İnsan tam da duymak istediği cümleyi duyuyor.
Kaybettiği para bulunacak.
Dolandırıcılar tespit edilecek.
Mağduriyeti giderilecek.
Üstelik anlatılanlara göre bazen ikinci kapının arkasında da ilk kapıdaki aynı ekip var.
Yani önce:
“Paranızı bize verin, çoğaltalım.”
Sonra:
“Paranızı onlara mı verdiniz? Bize verin, kurtaralım.”
İnsan bir an durup düşünüyor.
Sonra düşünmeyi bırakıp gülmeye başlıyor.
Çünkü bu sistemi görünce benim aklıma yıllar önce okuduğum bir iş kazası mektubu geldi.
Rize’de yaşandığı anlatılan olay o kadar fıkra gibiydi ki, ben de ilk okuduğumda klasik bir Karadeniz fıkrası sanmıştım.
Hikâyeye göre bir inşaat işçisi geçirdiği kazanın ardından tutanağa kazanın sebebi olarak yalnızca:
“Planlama hatası.”
yazmış.
Şantiye şefi bu açıklamayı biraz yetersiz bulmuş olacak ki ayrıntılı bilgi istemiş.
İşçi de hastane yatağından oturup başına gelenleri anlatmış:
“Sayın şantiye şefim,
İş kazası tutanağında ‘planlama hatası’ diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı bilgi istemişsiniz.
Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıdaki gibi olmuştur:
Bildiğiniz gibi ben duvar ustasıyım.
İnşaatın altıncı katında işimi bitirdiğimde biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250 kilo olduğunu sandığım bu tuğlaları aşağıya indirmem gerekiyordu.
Bunun için bir varil buldum.
Varile sağlam bir ip bağladım. Altıncı kata çıkıp ipi bir çıkrıktan geçirerek ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya inip ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım.
Bütün tuğlaları varile doldurup aşağı indim.
İpin ucunu çözdüğüm anda kendimi havada buldum.
Ben yaklaşık 70 kiloyum.
250 kiloluk varil aşağı düşerken beni yukarı çekmeye başladı.
Heyecandan ipi bırakmayı akıl edemedim.
Yolun yarısında dolu varille çarpıştık.
Sanıyorum sağ tarafımdaki iki kaburgam bu sırada kırıldı.
Yukarı ulaştığımda iki parmağım iple birlikte çıkrığa sıkıştı. Parmaklarım da böylece kırılmış oldu.
O sırada yere çarpan varilin dibi çıktı ve içindeki tuğlalar etrafa dağıldı.
Varil hafifleyince bu kez ben aşağı inmeye, varil yukarı çıkmaya başladı.
Yolun yarısında varille tekrar çarpıştık.
Sol bacağımın kaval kemiği de sanırım bu sırada kırıldı.
Can havliyle sonunda ipi bırakmayı akıl ettim.
Bu defa yaklaşık üç kat yükseklikten aşağı düştüm.
Sol kaburgalarım ve sol el bileğim de o zaman kırıldı sanırım.
Başımı kaldırdığımda boş varilin hızla üzerime doğru geldiğini gördüm.
Kafatasımın da böylece çatladığını düşünüyorum.
Bu sırada bayılmışım.
Gözümü hastanede açtım.
Allah’ın herkesi böyle görünmez kazalardan korumasını diler, hürmetle ellerinizden öperim.”
İnsanın böyle bir mektuptan sonra yapabileceği çok fazla yorum yok.
Ama benim en çok hoşuma giden hâlâ tutanağın ilk hâli:
Planlama hatası.
Adam aslında doğru yazmış.
Sadece biraz kısa yazmış.
Fakat yıllar sonra o mektubu yeniden hatırlamama sebep olan şey, adamın başına gelen kazadan çok varille ikinci kez karşılaşmasıydı.
İlk karşılaşmalarında adam yukarı çıkıyordu, varil aşağı iniyordu.
Sonra şartlar değişti.
Varilin içi boşaldı.
Bu defa adam aşağı inmeye, varil yukarı çıkmaya başladı.
Yön değişmişti.
Varil değişmemişti.
Belki bazı dolandırıcılık hikâyelerinin en güzel özeti de tam olarak budur.
İlkinde karşınıza “kazanç” olarak çıkar.
İkincisinde “kurtuluş” olarak.
İlkinde size sahip olmadığınız bir şeyi vaat eder:
Daha çok para.
İkincisinde ise çok daha güçlü bir yerden yaklaşır:
Kaybettiğiniz parayı.
Çünkü insan hiç sahip olmadığı bir şeyi kazanmak ister.
Ama bir zamanlar kendisine ait olanı geri almak için çok daha fazlasını göze alabilir.
İşte ikinci varilin gücü biraz da burada.
Artık karşınızda açgözlülüğünüz değil, kaybınız vardır.
Umut değil, çaresizlik vardır.
Ve insan çaresiz kaldığında, normal zamanda uzaktan bakıp güleceği bir ipe bazen iki eliyle birden sarılabilir.
O yüzden mesele yalnızca dolandırıcılık da değil aslında.
Hayatta aynı şey bazen karşımıza ikinci kez aynı kıyafetle çıkmaz.
Bir insanı başka bir yüzle…
Bir hatayı başka bir gerekçeyle…
Bir yanlış kararı bu kez “düzeltme fırsatı” diye…
Bir zararı “zararı kurtarma” ümidiyle yeniden yaşayabiliriz.
Ve biz onu yeni bir şey sanabiliriz.
Çünkü bu defa başka yönden geliyordur.
Oysa bazı şeyleri tanımak için nereden geldiklerine değil, ne olduklarına bakmak gerekir.
İlk varille çarpışmak kazadır.
İnsan şaşırır, hazırlıksız yakalanır, ne olduğunu anlayamaz.
Ama hayat bazen varilin içini boşaltır ve onu bir kez daha üzerimize gönderir.
İşte o zaman mesele biraz değişir.
Çünkü ikinci karşılaşmada asıl soru artık varilin nereden geldiği değildir.
Bizim neden hâlâ aynı ipin ucunda olduğumuzdur.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri