Eylül 8, 2026

Bir bardak su, iki kelime

ile Ali İhsan Sivri

Çocuklarla oldukça yoğun ve yorucu geçen bir günün ardından hepimiz pestil gibi yatmıştık.
Öyle bir yorgunluk ki, normal şartlarda alarm çalsa insanın susturup öbür tarafına döneceği cinsten…
Saat 03.45.
Gecenin en sessiz, uykunun en derin olduğu vakit.
Küçük kızımın neredeyse fısıltı hâlindeki sesiyle gözlerimi açtım.
“Çok susadım…”
Yorgun, uykulu, biraz da mahzun bir ses.
“Hemen getiriyorum kızım,” dedim.
Kalktım, mutfağa gittim, bir bardak su doldurup getirdim.
Suyu eline aldı.
Gözleri hâlâ yarı kapalıydı.
Ve o hâliyle:
“Teşekkür ederim babacığım.”
Bir an öylece kaldım.
Aslında şaşırmamam gerekirdi. O da abisi de teşekkür etmeyi bilen çocuklardı. Bir şey verildiğinde, biri onlar için bir şey yaptığında teşekkür etmeleri bizim evde olağan bir şeydi.
Ama nedense o gece o iki kelime başka türlü dokundu bana.
Saat 03.45’ti.
Çocuk uykusunun en derin yerinden uyanmıştı. Susamıştı. Yorgundu. Belki söylediğinin bile yarısını hatırlamayacaktı sabah.
Ama teşekkür etmeyi unutmamıştı.
Suyunu içti, yeniden yattı.
Ben yatamadım.
Uykum kaçmıştı.
Aklıma teşekkür etmekte zorlanan insanlar geldi.
Kendisine yapılan bir iyiliğe teşekkür ederse sanki karşısındakine borçlanacakmış gibi hissedenler…
“Zaten yapması gerekiyordu,” deyip yapılanı küçültenler…
Bir teşekkürün kendi değerinden bir şey eksilteceğini düşünenler…
Teşekkür etmeyi bir incelik değil, bir çeşit boyun eğme zannedenler…
Belki de teşekkür edememenin insana verdiği en büyük zarar, karşısındakini incitmesi değildir.
İnsan, zamanla kendisine yapılan iyilikleri göremez hâle gelir.
Her şey “zaten yapılması gereken” olur.
Getirilen su…
Açılan kapı…
Sorulan hâl…
Verilen emek…
Gösterilen sabır…
Önce bunların değerini küçültür insan.
Sonra farkında olmadan kendi hayatındaki güzellikleri küçültmeye başlar.
Çünkü teşekkür biraz da görebilmektir.
Göremeyen insanın ise elindekiler çoğalsa bile eksikleri hiç bitmez.
Belki teşekkür etmeyi kendine yediremeyerek karşısındakine borçlanmaktan kurtulduğunu düşünür; ama bu kez çok daha ağır bir borcun altına girer:
Memnun olamamanın.
Ve insanın kendi elleriyle kazabileceği en derin çukurlardan biri de budur belki…
Her şeye sahip olduğu hâlde, kendisine hiçbir şey verilmemiş gibi yaşamak.
Oysa teşekkür, yapılan şeyin büyüklüğüyle ilgili değildir.
Bazen önünüze konulan bir bardak sudur.
Bazen sizin için açılan bir kapı.
Bazen birinin sizi düşünüp attığı küçücük bir mesaj.
Bazen de zaten “yapması gereken” bir şeyi yapan eşiniz, dostunuz, anneniz, babanız, çocuğunuzdur.
İnsanların bize karşı sorumluluklarının olması, gösterdikleri emeği değersizleştirmez.
Belki de tam tersine…
En çok alıştığımız iyiliklere teşekkür etmeyi unutuyoruz.
Peygamberimizin ( a.s.)  şu sözü geldi aklıma:
“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.”
Ne kadar kısa bir cümle…
Ve insanın karakteri hakkında ne kadar çok şey söylüyor.
Çünkü teşekkür etmek yalnızca karşımızdakine söylenen iki kelime değildir.
Fark ettiğimizi söylemektir.
“Yaptığını gördüm.”
“Emeğini gördüm.”
“Beni düşündüğünü gördüm.”
“Bunu benim için yapmak zorunda olsan bile, yaptığını sıradanlaştırmadım.”
demektir.
Belki de şükretmenin insandaki ilk hâli budur.
Önce önümüzdeki bir bardak suyun kıymetini biliriz.
Sonra o suyu getireni…
Sonra suyun kendisini…
Ve belki en sonunda, bütün bunları bize nasip edeni.
Saat 03.45’te kızım suyunu içip yeniden uyudu.
Ben ise küçücük bir “Teşekkür ederim babacığım” yüzünden uzun süre uyuyamadım.
Bazen çocuklarımıza bir şeyler öğrettiğimizi sanıyoruz.
Sonra gecenin bir yarısı iki kelime söylüyorlar…
Ve kimin kime öğrettiği birbirine karışıyor.

 

✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri