Mayıs 12, 2026

Emek verilen şey güzelleşir

ile Ali İhsan Sivri

Küçük ağabeyim Mustafa evleneceği zaman babama şöyle demişti:

“Bize düğün masrafı yapacağınıza araba verin… Bizim daha çok işimize yarar.”

Babam da kabul etmişti.

Ve o yılların efsane arabası olan Murat 124’ü düğün hediyesi olarak ağabeyime vermişlerdi.

Aradan yıllar geçti.

Bir gün ağabeyim beni aradı:

“Arabayı satacağım… Çevrende isteyen olursa haberin olsun.”

Hiç düşünmeden:

“Abi bana ver… Ama biraz ödeme kolaylığı sağla…” dedim.

“Olur tabii…” dedi.

Arabayı aldım.

Orijinal rengi bej olan araç, yıllar önce bordoya boyanmıştı.

Ama Ankara’nın güneşinde boya yer yer solmuş, bazı bölgeleri yanmıştı.

Yorgun görünüyordu.

Adapazarı’na gelir gelmez asker arkadaşım Motorcu Recep’in dükkânına götürdüm.

“Devrem…” dedim,

“Şunu üstten boyatsak yeter aslında…”

Recep arabanın etrafında birkaç tur attı.

Sonra bir anda tamponları sökmeye başladı.

Farlar…

Kapı kolları…

Stoplar…

Ben bir köşede çay içerken bir anda bağırdı:

“Devrem buraya gel!”

Yanına gittim.

“Elindeki aracın farkında mısın sen?” dedi.

“Bu araba kazasız… orijinal… kilometresi düşük… Böyle üstten boya geçip harcamayalım bunu…”

Sonra gözleri parladı:

“Adam gibi yapalım…”

İşte her şey o cümleyle başladı.

Başta küçük bir boya işi gibi düşündüğümüz şey…

Altı ay sürecek büyük bir dönüşüme dönüştü.

Motor dahil her şey söküldü.

Şasenin üzerinde çıplak bir kaporta kaldı sadece.

Günlerce renk denedik.

Hazır bir boya istemiyorduk.

Karıştırdık…

Denedik…

Sildik…

Yeniden yaptık…

Sonunda ışığa göre tonu değişen sıra dışı metalik bir yeşilde karar kıldık.

124’ü bilenler bilir…

Ön camlarda küçük kelebek camları olur.

Onları iptal edip Doğan’ın tek parça elektrikli cam sistemini yerleştirdik.

Direksiyon simidini Düzce’de özel olarak ceviz ağacından yaptırdık.

İç döşemeler…

Bagaj…

Taban…

Her yer baştan yapıldı.

Motordaki bütün metal parçalar krom kaplandı.

Kaputu açınca oyuncak araba motoru gibi parlayan sıra dışı bir görüntü çıkıyordu ortaya.

O araba artık sıradan bir Murat 124 değildi.

Her santiminde emek vardı.

Heyecan vardı.

Hayal vardı.

Ve gençlik vardı…

Ağabeyimden bir buçuk milyona aldığım araca yaklaşık altı milyon daha harcamıştım.

Toplamda yedi buçuk milyona mal olmuştu.

O dönem için büyük paraydı.

Ama Recep’in dediği gibi olmuştu:

“Eğer yaptığın iş gerçekten iyiyse… verdiğin emek hiçbir zaman boşa gitmez.”

Araç bittiğinde ilk kez Çark Caddesi’ne çıktım.

O zamanlar trafik açıktı.

Yavaş yavaş ilerliyordum.

İnsanların dönüp dönüp bakması açık söyleyeyim hoşuma gidiyordu.

Gençlik işte…

Şerefiye Camii’nin önünü geçerken, Aspava’nın önünde yemek yiyen bir adam lokmasını bile yutamadan ayağa fırladı.

Eliyle “dur” işareti yaptı.

Arabadan indiğimde gözleri hâlâ aracın üzerindeydi.

İçine baktı…

Dışına baktı…

Sonra heyecanla:

“Kaç para istiyorsun?” dedi.

Ben de hiç düşünmeden:

“15 milyon.” dedim.

Oysa o dönem normal bir 124’ün fiyatı bir buçuk – iki milyon civarıydı.

Adam bana baktı…

Sonra arabaya baktı…

Ve ciddi ciddi:

“Sana helalinden 13 milyon veririm.” dedi.

Satmak gibi bir niyetim yoktu zaten.

Çünkü insan bazen sadece bir arabaya değil…

Verdiği emeğe bağlanıyor.

Ve galiba bazı şeyleri değerli yapan şey…

üzerindeki fiyat değil…

içine koyduğun emek oluyor.

Öğrendim ki…

Hayatta gerçekten emek verilen hiçbir şey sıradan kalmıyor.

İnsan bazen bir işe sadece para harcamıyor… zamanını, heyecanını, hayalini ve gençliğini de koyuyor içine.

Bu yüzden bazı şeylerin değeri dışarıdan görünmüyor.

Çünkü gerçek değer… etiket fiyatında değil, insanın içine kattığı ruhta saklı oluyor.

Ve galiba bu yüzden… emek verilmiş şeyler sadece güzel görünmüyor, insanın içinde de iz bırakıyor.

 

Ali ihsan Sivri hikâyeleri ✍️