Bana ait olan tablo
Yılda bir kez yapılan, Türkiye’nin dört bir yanından binlerce kişinin katıldığı o büyük firma etkinliğindeydik.
Üç gün süren dev organizasyon…
Eğitimler… sahneler… müzikler… heyecan…
Ve geleneksel cumartesi akşamı eğlencesi.
O yıl farklı bir şey yapılmıştı.
Üst düzey liderler kendilerine ait özel eşyaları bağışlamış, aile vakfı yararına bir çekiliş organize edilmişti.
Çekiliş başlamadan önce hediyeler tek tek sahneye çıkarılıyor, kimin verdiği anons ediliyordu.
Benim dönem dönem garip takıntılarım olur 😄
Bir ara ısıtıcılara sarmıştım… Evde onlarca çeşit ısıtıcı birikmişti.
O dönem ise termos merakım vardı.
Nerede farklı bir termos görsem alıyordum.
Sunucu bir ara metal bir termos kupa setini kaldırdı.
Dört tane metal kupa… özel metal standına dizilmiş… üzerlerinde firmanın logosu…
Dev ekranda görünce resmen yerimden doğruldum.
“İşte bu benim olacak.” dedim.
Nasıl bir istekle söylediysem artık…
Hemen gidip çekiliş bileti aldım.
Sonra biletlere baktım.
Garip bir his geldi içime.
Sanki o termos bu biletlerin içinde yoktu.
Tekrar kuyruğa girdim.
Bir tane daha aldım.
Ve çekiliş başladı.
Her hediye önce sahnede gösteriliyor… sonra o hediyenin çekilişi yapılıyordu.
Sıra termoslara geldiğinde kalbim hızlandı.
Sunucu numarayı okudu.
Kazanan bilet…
Sonradan aldığım o tek biletti.
Bir anda arkadaşların arasında yarı ciddi yarı şakalı muhabbet başladı:
“İşte istemenin gücü!”
Ben de gülüyordum ama içimden geçen şey bambaşkaydı.
Çünkü gerçekten… o termosun bana geleceğini hissetmiştim.
Aradan bir yıl geçti.
Yine aynı büyük organizasyondaydık.
Bu kez çekiliş hediyeleri arasında özel kanvas tablolar vardı.
Gündüz fuaye alanında sergileniyorlardı.
Bir sergiyi gezer gibi tabloların arasında dolaşıyordum.
Derken bir tanesi dikkatimi çekti.
Yaklaşık 50×50 boyutlarında… yüzlerce küçük fotoğrafın birleşmesiyle oluşan firma logosu.
Çok hoşuma gitmişti.
“Tamam,” dedim.
“Bu benim.”
Henüz diğer tablolara bile bakmamıştım.
Derken biraz ileride daha büyük bir tablo gördüm.
İçinde benim de bulunduğum etkinlik fotoğraflarından oluşan büyük bir kolaj…
Ve garip bir şekilde…
O sıralar İstanbul’daki yeni evimin duvarında duran boşluğu birebir dolduracak ölçüdeydi.
Bir anda karar değiştirdim.
“Yok yok… kesinlikle bunu istiyorum.”
Yanımdaki arkadaşlara dönüp:
“Bu akşam bunu alacağım.” dedim.
Akşam Binbirdirek Sarnıcı’nda yemek başladı.
Ardından müzik… eğlence… kalabalık…
Sonra çekilişe geçildi.
Herkes sahne önüne doluşmuştu.
Ben ise kendimden fazla emin şekilde masamdan bile kalkmadım.
İçimde tuhaf bir rahatlık vardı.
Sanki satın aldığım bir şeyi teslim almaya gidecek gibiydim.
Sıra benim istediğim büyük tabloya geldiğinde ağır ağır sahneye doğru yürümeye başladım.
Henüz numara okunmamıştı bile.
Tam yaklaşmıştım ki kazanan numara açıklandı.
Ve…
Bana çıkmamıştı.
Bir anda moralim bozuldu.
Saçma gelecek ama gerçekten canım sıkıldı.
Sanki bana ait bir şeyi başkası almış gibiydi.
Kalabalığın arasından çıkıp arka taraftaki masama döndüm.
Ama aklım hâlâ o tablodan çıkmıyordu.
Tam o sırada yeni bir çekiliş başladı.
Bir numara okunuyordu ama kimse çıkmıyordu.
Sunucu tekrar anons etti:
“Lütfen biletlerinizi kontrol edin…”
Ben hâlâ dalgındım.
Üçüncü anons yapılınca isteksizce ceplerimdeki biletlere baktım.
Numara bendeydi.
Elimi kaldırdım:
“Buradayım…”
dedim keyifsizce.
Sahneye doğru yürürken hangi hediyeyi kazandığımı bile bilmiyordum.
Çünkü hediye gösterilirken ben arka tarafa dönmüştüm.
Sahneye çıktığımda gördüm.
Kazandığım tablo…
İlk beğendiğim tabloydu.
Firma logosunun olduğu o özel çalışma.
Garip bir duyguydu.
Sanki tam istediğim olmamış… ama yine de boş dönmemiştim.
Fotoğraflar çekildi.
Tam sahneden inecekken organizasyondaki arkadaşlardan biri yanıma geldi.
“Ali Bey,” dedi.
“Abdullah Bey size bir şey söylememi istedi.”
Meğer benim çok istediğim büyük tablo ona çıkmış.
Ama onun gönlü de benim kazandığım logolu tablodaymış.
“Eğer isterseniz takas yapabilir miyiz?” diye soruyordu.
Bir an durdum.
Sonra yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Çünkü içimde çok garip bir his vardı.
Sanki bana küçük ama özel bir şey öğretiliyordu.
Ben ilk tabloyu gerçekten istemiştim.
Sonra daha büyük olanı görünce fikrimi değiştirmiştim.
Ama hayat bazen… insanın son anda değiştirdiği isteğe değil, ilk kalbinden geçene cevap veriyordu sanki.
O gece o büyük tabloyu aldım.
Ve yıllarca evimin en özel yerlerinden birinde durdu.
Hâlâ da benim için sadece bir tablo değildir.
Bazen yorulduğumda… bazen içimin daraldığı zamanlarda… karşısına geçip uzun uzun baktığım olur.
Çünkü bana hep aynı şeyi hatırlatır:
Hayatta bazı şeyler sadece hesapla olmuyor.
Ve insan bazen gerçekten içinden geçen bir şeyi, bütün samimiyetiyle istediğinde…
Hayat onu bir şekilde duyuyor
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri