Kolayın tuzağına düşme
İlkokul yıllarında kırtasiyelerin ayrı bir büyüsü vardı.
Bugünkü çocuklar belki anlayamaz ama o dönem renkli çıkartmalar bizim için küçük hazineler gibiydi.
Çizgi film kahramanları… parlayan kalpler… çiçekler… arabalar… futbolcular…
Küçücük şeylerdi ama insanın dünyasını süslemeye yetiyordu.
Bizim okulun karşısındaki kırtasiyede de büyük bir çıkartma standı vardı.
Teneffüslerde gider uzun uzun bakardık.
Bazen alacak paramız olmazdı ama yine de bakması bile keyif verirdi.
Bir gün yine standın önündeyim.
Her yer rengârenk…
Ama garip şekilde gözüm sade bir çıkartmaya takıldı.
Üzerinde sadece şu yazıyordu:
“Kolayın tuzağına düşme.”
Ne çizim vardı… ne renkli karakter… ne dikkat çekici bir süs…
Sadece o cümle.
Nedense çok etkilendim.
Ama hiçbir şey de anlamadım.
Hatta uzun süre düşündüm:
“Kolay olan neden tuzak olsun ki?”
İnsan zaten hayatı kolaylaştırmaya çalışmaz mı?
Neden biri özellikle zor olanı seçsin?
O yaşta aklımın aldığı şeyler değildi bunlar.
Ama yine de o çıkartmayı satın aldım.
Eve götürüp kitap ve defterlerimi koyduğum dolabın içine yapıştırdım.
Dolabı her açtığımda görüyordum.
İlk zamanlar ciddi ciddi çözmeye çalıştım o cümleyi.
Sonra çocukluk işte…
Hayata karıştım.
Okul… arkadaşlar… oyunlar…
Ama ilginçtir, o yazı zihnimden hiç çıkmadı.
Tam anlamıyordum belki ama artık “kolay” olan şeylere biraz daha dikkatli bakmaya başlamıştım.
Yıllar geçti.
Liseye geldiğimde o cümle yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı.
İnsanların kolay para peşinde koştuğunu gördüm.
Kısa yoldan zengin olma hayalleri…
Kolay ilişki arayışları…
Emek vermeden değer görmek istemeler…
Herkes bir yere ulaşmaya çalışıyordu ama çoğu yürümek değil, kestirme arıyordu.
Ve hayat bana şunu göstermeye başladı:
Kolay gelen şeyler… genelde kolay gidiyordu.
Emeksiz kazanılan para elde durmuyordu.
Çabasız kurulan ilişkiler ilk rüzgârda dağılıyordu.
Bir gecede gelen şöhret, bir sonraki gece unutuluyordu.
İnsan bazen “kolay” sandığı şeylerin aslında ağır faturaları olduğunu çok geç anlıyor.
Elbette burada herhangi bir işi pratik hale getirmekten bahsetmiyorum.
Hayatı kolaylaştıran çözümler başka…
Kestirme yollar başka…
Ben daha çok insanın hak etmeden sahip olmaya çalıştığı şeylerden bahsediyorum.
Çünkü galiba hayatın bazı kapıları gerçekten emek istiyor.
Ve insan o emeği vermeden içeri girince… orada uzun süre kalamıyor.
Yıllar sonra dönüp baktığımda şunu fark ettim:
O küçücük çıkartma aslında bana çocuk yaşta büyük bir hayat dersi bırakmış.
Tuhaf olan şu ki…
O zaman anlamamıştım.
Ama bazı cümleler hemen anlaşılmıyor zaten.
İnsanın önce yaşaması gerekiyor.
Öğrendim ki…
Hayatta gerçekten değerli olan şeylerin çoğu zaman kısa yolu olmuyor.
Çünkü emek sadece sonucu güzelleştirmiyor… insanı da değiştiriyor.
Belki bu yüzden çabayla kazanılan para daha bereketli… fedakârlıkla kurulan ilişkiler daha sağlam… sabırla oluşan başarı daha kalıcı oluyor.
Galiba insanı ayakta tutan şey sadece sahip oldukları değil…
Onlar için neleri göze aldığı oluyor.
✍️ Ali ihsan Sivri hikâyeleri