Mayıs 11, 2026

Gerçek ustalar az konuşur

ile Ali İhsan Sivri

Yeterince dolu insanların boş konuştuğunu pek duymazsınız…

Genelde az konuşurlar.

Ama söyledikleri birkaç cümle bile bazen yıllarca insanın aklında kalır.

Çocukluğumdan kalan böyle insanlardan biri vardı.

Herkes ona “Nasip Kalfa” derdi.

Yugoslavya’dan Türkiye’ye göç ettiklerinde bu lakap takılmış, öylece kalmış.

Ama yıllar sonra anladım ki o sadece bir kalfa değilmiş…

Ustaların ustasıymış.

Hem de öyle bağırıp çağıran, ben bilirim diye dolaşan ustalardan değil…

Sessiz…

Sakin…

İşini konuşmadan anlatan insanlardan…

Bir gün okulda büyük bir kazan dairesi patlaması olmuştu.

Patlamanın etkisiyle bina  kullanılamaz hale gelince, yeni okul için büyük bir inşaat çalışması başlamıştı.

Babamı, müdür beyi ve Nasip Kalfa’yı yapılan çalışmaları kontrol etmeleri için inşaata götürmüştüm.

Yaklaşık iki bin beş yüz metrekarelik dev bir beton alanın üzerindeydik.

Yeni atılmış hasır betonun üstünde yürüyerek işin durumunu inceliyorlardı.

Yanlarında da çalışanların ustabaşı vardı.

Bir yandan anlatıyor, bir yandan yapılan işleri savunuyordu.

Nasip Kalfa ise her zamanki gibi sessizdi.

Konuşmuyor…

Sadece bakıyordu.

Sonra bir anda durdu.

Yaklaşık yirmi metre ilerideki bir köşeye dikkatlice baktı.

Ve o kendine has Yugoslav muhaciri aksanıyla sakin sakin şöyle dedi:

“Te… bu köşe iki buçuk santim yüksek olmuş…”

Ustabaşı hemen itiraz etti:

“Yok Nasip Kalfa, olur mu öyle şey… Ben başındaydım.”

Nasip Kalfa gözünü bile ayırmadan tekrar etti:

“Bu köşe iki buçuk santim yüksek olmuş…”

Ustabaşı biraz bozuldu.

Bu kez daha sert bir ses tonuyla:

“Yok kalfa, mümkün değil…” dedi.

Nasip Kalfa hiç tartışmadı.

Sadece:

“Al teraziyi… ölç bakalım…” dedi.

Ustabaşı istemeye istemeye ölçüm yaptı.

Ve birkaç dakika sonra ortaya çıkan sonuç…

Nasip Kalfa’nın söylediğinin aynısıydı.

O köşe gerçekten iki buçuk santim yüksekti.

Hâlâ düşünürüm…

Elinde lazer yok…

Elektronik ölçüm cihazı yok…

Hiçbir teknolojik yardım yok…

Yetmişine yaklaşmış bir insan, metrelerce uzaktan açık havadaki beton zemindeki küçücük bir farkı nasıl görebilmişti?

Sanırım o gün ilk kez gerçek ustalığın ne olduğunu anladım.

Gerçek ustalık…

Çok konuşmak değilmiş.

Bakınca görebilmekmiş.

Herkesin baktığı yerde, kimsenin fark etmediğini fark edebilmekmiş.

Ve galiba bu sadece mesleklerde değil, hayatın her alanında geçerliymiş.

Bazı insanlar yıllarca konuşur ama bir arpa boyu yol gidemez…

Bazıları ise birkaç cümleyle insanın hayatına iz bırakır.

Çünkü bilgi başka şey…

Ustalık başka şey.

Bilgi öğrenilir belki…

Ama ustalık biraz da insanın karakterine işler.

Sabırla…

Emekle…

Sessizlikle…

Ve zamanla…

Öğrendim ki…

Gerçek ustalar kendilerini anlatmaya ihtiyaç duymaz.

Çünkü yaptıkları iş zaten onlar adına konuşur.

Hayatta da böyledir aslında…

En çok bağıranlar değil, en çok derinleşenler iz bırakır.

İnsan bazen yıllarca konuşarak kendini büyütmeye çalışıyor… Oysa gerçek büyüklük, bakınca görebilmekte… dinleyince anlayabilmekte… ve herkesin sıradan gördüğü şeylerde bile ince bir kusuru fark edebilecek kadar işin içine girebilmekte saklı.

Sanırım bu yüzden bazı insanların yanında insan kendini güvende hissediyor…

Çünkü onların sesi değil… ustalığı konuşuyor.

 

 

✍️ Ali ihsan Sivri hikâyeleri