Alta düştüm diye yerinme
Kırkpınar yağlı güreşlerindeydik…
Dualama yapan cazgırın sesi ortalığı inletiyordu…
Pehlivanları motive eden, hırsa kapılmamalarını, centilmence güreşmelerini salık veren o manileri söylerken, iki cümle beni aldı götürdü…
Sadece bir müsabakayı değil, hayatı anlatıyordu sanki;
“Pehlivan pehlivan!
Alta düştüm diye yerinme,
Üste çıktım diye sevinme…”
Ne de güzel özetliyordu hayat yolunda yürümeyi…
Çünkü hayat da biraz yağlı güreşe benziyor aslında…
Bir gün alkışlayanlar omzuna vuruyor, ertesi gün aynı kalabalık seni yerde izliyor.
Bugün kazandığını sandığın şey, yarın yük olabiliyor…
Bugün kaybettim dediğin bir kırılma ise, yıllar sonra seni ayakta tutan en büyük dersin oluyor.
Ben gençliğimde hep “üste çıkınca” her şey tamam sanırdım.
Kazanınca huzurun da geleceğini…
İnsanların daha çok sevip, daha çok değer vereceğini…
Sonra hayat, yağ sürülmüş er meydanı gibi çıktı karşıma.
Bir anda kaydım…
Bazen parasızlıkta, bazen yalnızlıkta, bazen de en güvendiklerimin arasında düştüm yere.
Ama dönüp baktığımda şunu fark ettim;
İnsanı asıl büyüten şey, hiç düşmemesi değilmiş…
Düştüğünde içine kin doldurmadan ayağa kalkabilmesiymiş.
Çünkü bazı insanlar kazanınca kibirleniyor…
Bazıları kaybedince zehirleniyor…
Hayat ise ikisini de uzun vadede usulca kenara çekiyor.
O gün Kırkpınar’da cazgırın sesi kalabalığın içinde kaybolup gitti belki…
Ama o iki cümle, benim içimde hâlâ yankılanıyor:
“Alta düştüm diye yerinme…
Üste çıktım diye sevinme…”
Öğrendim ki;
Hayat, sürekli üstte kalanın değil…
Düştüğünde karakterini kaybetmeyenin omzuna madalya asıyor.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri