Haziran 9, 2026

En güzel matlar vezir fedası ile başlar

ile Ali İhsan Sivri

Küçük kızımla puzzle oynarken yanan beynim biraz istirahat etsin diye izin istedim…

Fakat yağmurdan kaçarken doluya tutulacağımın farkında değildim o an.

En küçük oğlum, 14 yaşındaki Yekta, gözlerini bana dikmiş bekliyordu.

Satranç taşlarını çoktan dizmişti.

Masanın başında öyle oturuyordu ki sanki düelloya davet ediyordu beni.

“Gel bakalım…” der gibi.

Gerçi artık boyumun ölçüsünü alacağını biliyorum.

Çünkü son bir yıldır neredeyse hiç yenemiyorum onu.

Hatta satranç masasına otururken içimden geçen asıl düşünce çoğu zaman şu oluyor:

“İnşallah bu sefer biraz daha uzun dayanırım…”

Eh, kaçınılmaz son…

Oturdum karşısına.

Maç başladı.

Ama tıpkı kız kardeşi gibi, o da karşısındakine bir şey öğretmeden duramıyor.

Sanırım ikisinin de babalarından aldığı ortak bir özellik bu…

Daha doğrusu kusur. 😊

Maç sürerken ilk ders, gelen bir telefonla dağılan dikkatimin ardından geldi.

Bir hamle düşündüğüm sırada hocam uyardı:

“Sıçmak istemiyorsan odaklan.”

Satranç dili biraz sert olabilir ama hayatın dili de çok farklı değil aslında.

Dikkatini kaybeden insan; bazen taşı, bazen fırsatı, bazen de yıllarını kaybedebiliyor.

Bir süre sonra bir taş kaybettim.

Kendi kendime söylenirken ikinci ders geldi:

“Taş kaybetmekten korkma… Vermeden alamazsın.”

Ne kadar tuhaf…

Hayatta da çoğu zaman almak istiyoruz.

Kazanç istiyoruz.

Başarı istiyoruz.

Güven istiyoruz.

Ama çoğu zaman vermeden…

Oysa bazen zaman vermeden tecrübe gelmiyor.

Emek vermeden sonuç gelmiyor.

Cesaret vermeden başarı gelmiyor.

Bir süre sonra son bir umutla bir piyonu vezire dönüştürmeye çalışıyordum.

Tam o sırada üçüncü ders geldi:

“Taşa sahip olmayı isteme… İyi olmayı iste.”

İşte bu cümle beni düşündürdü.

Çünkü çoğu insan sonuca sahip olmak istiyor.

Ama sonucu doğuran beceriyi geliştirmek istemiyor.

Veziri istiyor…

Ama veziri hak edecek oyunu oynamak istemiyor.

Sonra maçın en ilginç anı yaşandı.

Yekta, benim gözümün önünde vezirini bıraktı.

Şaşırdım.

“N’apıyorsun sen? Farkında mısın, vezirin gidiyor?” dedim.

Sakin bir şekilde cevap verdi:

“En güzel matlar vezir fedasıyla başlar.”

Ben veziri yedim.

Kendimce sevindim.

Birkaç hamle sonra ise mat oldum.

Meğer o vezir kaybedilmemiş…

Yatırım yapılmış.

O an düşündüm.

Hayatta da bazen kayıp sandığımız şeyler, aslında daha büyük bir sonucun bedeli olabiliyor.

Bazen bir konforu bırakıyoruz.

Bazen bir alışkanlığı.

Bazen bir işi.

Bazen bir ilişkiyi.

O an kaybetmiş gibi hissediyoruz.

Ama yıllar sonra anlıyoruz ki, o fedakârlık olmadan sonraki kapı açılmayacaktı.

Elbette oğlumun beni sürekli mat etmesinden gurur duyuyorum.

“Ölmüş babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim.”

sözünü şimdilik yedi kez yaşadım.

Ve sanırım her seferinde biraz daha mutlu oldum.

Çünkü bazı yenilgiler vardır…

İnsanın yüzünü düşürmez.

Tam tersine, yüzünde sessiz bir tebessüm bırakır.

 

Satrançta olduğu gibi hayatta da bazen gözümüzü kaybettiğimiz taşa dikeriz.

Oysa ustalar kaybedilen parçaya değil, ortaya çıkacak sonuca bakarlar.

Çünkü bazı kazanımlar; ancak vazgeçebilenlerin, fedakârlık yapabilenlerin ve büyük resmi görebilenlerin payına düşer.

En güzel matlar, gerçekten de bazen vezir fedasıyla başlar. ♟️😊

 

✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri