Bahçede çay içiyordum.
Tam karşımda, birkaç ay önce çitin kenarına diktiğim böğürtlen fidesi vardı.
Ne kadar hızlı büyümüş…
Bir süre dikkat etmeyince dalları tel örgünün arasına girmiş, yan taraftaki sebze bahçesine doğru uzamaya başlamıştı.
Domateslerin arasına karışmış… biberlerin üstüne doğru sarkmış…
Aslında kötü görünmüyordu.
Ama biraz daha büyüse işin yönü değişecekti.
Çünkü böğürtlen öyle masum duran bir bitkidir ki…
Başta sadece uzuyor sanırsın.
Sonra bir bakmışsın, her yeri sarmış.
Üstelik dikenlidir de…
Geç kalırsan müdahale etmek zorlaşır.
Ben de yerimden kalktım.
Uzayan dalları dikkatlice topladım.
İple bağlayıp dış kapı tarafına doğru yön verdim.
Şimdi istediğim istikamette büyüyor.
Hem görüntü güzel olacak… hem meyve verecek… hem de diğer sebzelerin alanını boğmayacak.
Ama içimden bir şey geçti o an:
“Biraz daha geç kalsaydım…”
İş içinden çıkılmaz hâle gelecekti.
Belki de en sonunda, meyvesini sevdiğim o böğürtleni kökten kesmek zorunda kalacaktım.
Hayat da bazen tam böyle değil mi zaten?
Bazı şeyler ilk başta küçük görünüyor.
Bir alışkanlık…
Bir öfke…
Bir kırgınlık…
Bir yanlış ilişki…
Bir ihmal…
İnsan başta: “Bir şey olmaz…” diyor.
Nasıl olsa hâlâ kontrol altında sanıyor.
Ama bazı şeyler sessiz büyüyor.
Ve zamanında yön verilmezse, bir süre sonra hayatın başka alanlarını da sarmaya başlıyor.
En tehlikelisi de şu galiba:
İnsan çoğu zaman büyümeyi fark ediyor… ama yayılmayı fark etmiyor.
Oysa bazı şeylere zamanında yapılan küçücük bir müdahale, ileride yaşanacak büyük bir yıkımı engelleyebiliyor.
Bahçedeki böğürtleni bağlayıp tekrar sandalyeme oturduğumda, elimdeki çay hâlâ sıcaktı.
Ama zihnim başka yere gitmişti.
Çünkü galiba hayat, insana en büyük dersleri bazen bağırarak değil…
sessizce büyüyen dallarla veriyor.
Öğrendim ki…
Hayatta bazı şeyler, ilk başta zararsız görünür.
İnsan: “Daha vakit var…” sanır.
Ama geç kalınan küçük şeyler, zamanla bütün düzeni sarabiliyor.
Galiba mesele, sorun büyüdüğünde sert müdahale etmek değil…
böğürtlenin tadı kaçmadan yön verebilmek.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri