Alnından öpülecek bir adam
Sondan bir önce…
Belirli bir seviyeden sonra alınan kariyerler,
üçer aylık dönemlere bağlıydı.
Ve sıradaki özel kariyer için…
takımın başarısı gerekiyordu.
Son aya girdiğimizde
tüm odağımız ekip arkadaşlarımızın işini büyütmekti.
Bu yüzden…
kendi hedefimi ihmal ettim.
Gerekli puan… ortada yoktu.
Ve o ayın son eğitim kampı…
İşi öğrenmek için gelen misafirler,
kendilerini davet eden kişinin ismini kayıt masasına yazdırarak içeri giriyordu.
Toplantının başında da
misafirlerle davet edenleri tanıştırıyorduk.
Bir çift el kaldırdı.
“Bizi yönlendiren kişiyi tanımıyoruz,” dediler.
“Ben ilgilenirim,” dedim.
Tanıştık.
“İki gün boyunca eğitimi alın,
sonra birlikte karar veririz,” dedim.
İki günün sonunda geldiler.
Gözleri parlıyordu.
“Ali Bey,” dediler,
“biz bu işi yapmaya karar verdik.”
Sonra eklediler:
“Ama bir şartımız var…
sizinle çalışacağız.”
Gülümsedim.
“Olmaz,” dedim.
“Sizi buraya yönlendiren kimse,
onun sponsorluğunda başlayacaksınız.
Sonrası zaten birlikte.”
Israr ettiler.
“Yoksa bu işi yapmayız,” dediler.
Duraksadım.
Sonra net konuştum:
“Bu doğru olmaz.
Ama merak etmeyin…
ben yine yanınızda olacağım.”
“Biz kim olduğunu bilmiyoruz,” dediler.
“Bir ilan gördük…
aradık…
buraya yönlendirdiler.
Hepsi bu.”
“Bulacağız,” dedim.
Ve başladım aramaya.
İki hafta öncesine ait,
kayıtlı olmayan numaraları tek tek aradım.
Sonunda ulaştım.
Ama o kişi…
çoktan vazgeçmişti.
Yüzüme kapattı.
Yine aradım.
Zor bela…
onun sponsorunun adını aldım.
Oraya ulaştım.
Ve o çifti…
hak ettikleri yere,
doğru sponsorun altına kaydettik.
O ay…
kalifikasyonu tamamladık.
Bir üst kariyere çıktık.
Sonraki ay,
ekiple küçük bir kutlama yapmak istedim.
Bir kahvaltı organize ettik.
Onur konuğu olarak da
O zamanlar İzmit’te yaşayan, saygı duyduğum bir lider olan
Kadir beyi davet ettik.
Kırmadı, kabul etti.
Sabah 10’daki kahvaltıya yetişmek için
İstanbul’dan saat 05.00’te yola çıktım.
07.30’da onu aldım.
Yolda sohbet ediyorduk.
Bir anda dedi ki:
“Yahu… çok ilginç bir şey duydum.”
Anlatmaya başladı.
“Bizim ekipten biri var…
bırakmış işi.
Ama onun yönlendirdiği bir çift
bir eğitime gitmiş…
işi yapmak istemiş…”
Devam etti…
“Orada bir liderle tanışmışlar.
Onunla çalışmak istemişler.
Ama o lider… kabul etmemiş.
Zorla da olsa
yönlendiren kişiyi bulmuş…
ve onları ona yazmış.”
Durdu.
Sonra dedi ki:
“Bu devirde böyle insanlar kaldı mı ya?
Kim olduğunu bilsem…
gidip alnından öpeceğim.”
O an…
hikâyenin bana ait olduğunu anladığını sandım.
Ama anlamamıştı.
Ben…
yutkunarak dinliyordum.
İçim dolmuştu.
Sinyal verdim.
Arabayı sağa çektim.
“Hayırdır?” dedi.
“Bir arıza mı var?”
“Hayır,” dedim.
Emniyet kemerimi çıkardım.
Ona doğru eğildim.
Alnımı gösterdim.
“Az önce dedin ya…” dedim,
“o adamı bulsam alnından öpeceğim diye…”
“İşte…” dedim,
“o adam benim.”
Bir an durdu.
Gözleri doldu.
Alnımdan öptü.
Sonra kapıyı açtı.
“Gel buraya,” dedi.
Arabadan indik.
Sımsıkı sarıldık.
O an…
bir şey değişti.
O gün bugündür
çok sık görüşemesek de
gönlümüzdeki yerimiz hep ayrı kaldı.
İnsanlar zaman zaman
bu samimiyete şaşırdı.
Ama biz biliyorduk.
Çünkü bazı şeyler…
konuşarak değil,
yaşayarak anlaşılır.
Ve o gün şunu bir kez daha gördüm:
Organizasyon kurmak gibi…
dostluk da inşa edilir.
Güven de…
Saygı da…
Sevgi de…
İyi insan olmak…
bir anda olmaz.
Zaman ister.
Sabır ister.
Ve en çok da…
sözle değil,
davranışla kanıt ister.
✍️Ali ihsan Sivri hikâyeleri