Mayıs 31, 2026

Cemâl ile Kemâl

ile Ali İhsan Sivri

Bir gün iki eski dostla karşılaştım.

Birinin adı Cemâl’di.

Diğerinin adı Kemâl.

Cemâl, kendisine verilen güzelliğin farkındaydı.

Belki de fazlasıyla…

İnsanların ona dönüp bakmasını severdi.

Hayranlık dolu bakışlar, güzel sözler, iltifatlar…

Bunlar onun için sadece hoş şeyler değildi.

Neredeyse yaşam kaynağı olmuşlardı.

Çünkü elindeki en büyük sermayenin güzellik olduğunu düşünüyordu.

Aynaya baktığında kendini değil, sahip olduğu güzelliği görüyordu.

Aslında onun da bildiği bir gerçek vardı:

Güzellik kalıcı değildi.

Ama bunu düşünmek istemiyordu.

Çünkü yarını düşünmek, bugünün alkışlarını gölgeleyebilirdi.

O yüzden sadece bugünü yaşıyor, bugünün iltifatlarıyla besleniyordu.

Kemâl ise farklıydı.

O da güzelliğin farkındaydı.

Ama güzelliğin bir emanet olduğunu da biliyordu.

Ve emanetlerin bir gün geri alınabileceğini…

Bu yüzden ne kendi güzelliğiyle fazla ilgileniyordu ne de başkalarınınkiyle.

Onun ilgisini çeken başka bir şey vardı.

Zamanın solduramayacağı…

Yaşın eksiltemeyeceği…

Hastalığın dokunamayacağı…

Ve ölümün bile elinden alamayacağı bir güzellik…

Karakter.

Merhamet.

Ahlâk.

Vefa.

İnsanın içini güzelleştiren o sessiz değerler…

Çünkü Kemâl biliyordu ki;

Yüzler değişir.

Saçlara ak düşer.

Deri kırışır.

Bakışlar yorgunlaşır.

Ama insanın özü güzelleşmeye devam edebilir.

Yıllar sonra dönüp baktığımda şunu fark ettim:

Cemâl, insanların bakışlarında yaşamaya çalışıyordu.

Kemâl ise kendi vicdanında…

Biri görünmek istiyordu.

Diğeri olmak.

Ve belki de isimleri boşuna böyle değildi.

Çünkü Cemâl, güzelliği anlatıyordu.

Kemâl ise olgunluğu…

Biri gözleri kendine çeker.

Diğeri gönülleri…

Biri hayranlık uyandırır.

Diğeri iz bırakır.

Hayat bana şunu öğretti:

Güzellik zamanla eksilir.

Olgunluk ise zamanla güzelleşir.

Öğrendim ki;

Cemâl, insana verilen bir nimettir.

Kemâl ise insanın ömrü boyunca inşa ettiği eserdir.

 

✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri