Bir zamanlar bol gelen ip
Bu sabah bahçede dolaşırken gözüm çağla ağacına takıldı.
Bahçeyi güzelleştiren, bahar geldiğinde çiçeklenen, ardından meyvesini veren o güzel ağaç…
Onu seviyorum.
Ama birkaç ay önce fark etmiştim ki büyüdükçe dalları evin duvarına doğru yaslanmaya başlamıştı. İlk zamanlar insana hoş bile görünüyor; yeşillik duvara yayılıyor, ağaç eve sokuluyor sanki.
Fakat ağaç dediğin büyüyor.
Dallar kalınlaşıyor, ağırlaşıyor. Rüzgârda hareket ediyor. Bugün duvara usulca dokunan bir dal, yarın sıvaya, oluğa, çatıya zarar verebiliyor.
Yani o güzelim çağla ağacı, hiçbir kötü niyeti olmadan, yalnızca büyüdüğü için eve zarar verecek hâle geliyordu.
Bir önlem almak gerekiyordu.
Dört-beş ay kadar önce gövdesine bir ip bağladım. İpin diğer ucunu da sokağa doğru, bahçenin dış tarafındaki demir direğe tutturdum.
Amacım basitti:
Ağacı biraz evden uzaklaştırmak, büyüme yönünü değiştirmek.
Üstelik ipi sıkı da bağlamamıştım.
Ağacın gövdesini incitmesin diye oldukça bol bırakmıştım.
İşimi yaptım, baktım, içim rahat etti.
Ağaç artık eve doğru yaslanmıyordu.
Sonra hayat devam etti.
Günler geçti.
Aylar geçti.
Ben o ipi unuttum.
Ama ağaç unutmadı.
Çünkü o, ben bakmasam da büyümeye devam etti.
Bu sabah gövdesine baktığımda bir tuhaflık fark ettim.
İp neredeydi?
Biraz dikkatli bakınca gördüm.
Aylar önce bol bol bağladığım o incecik ip, artık neredeyse görünmüyordu.
Ağaç ipi içine almıştı.
Gövde kalınlaştıkça ip sıkmış, sıkmış, sıkmış…
Bir zamanlar ağacı korumak için bağladığım şey, şimdi onun gövdesine gömülmüştü.
İpi çıkarmaya çalışırken şaşkınlıkla baktım.
Öyle içine işlemişti ki biraz daha geç fark etsem belki çıkarmak bile mümkün olmayacaktı.
Sonunda ipi aldım.
Ama ip gidince altında bıraktığı iz ortaya çıktı.
Ağacın gövdesini çepeçevre dolaşan derin bir kanal…
Bir süre öylece baktım.
Sonra düşündüm:
İnsan da böyle değil mi?
Hayatımız boyunca bize ne çok ip bağlanıyor.
Üstelik hepsi kötü niyetle de bağlanmıyor.
Bazıları bizi korumak için bağlanıyor.
Bazıları yanlış bir yere gitmeyelim diye.
Bazıları canımız yanmasın diye.
Bazıları ailemiz tarafından, bazıları toplum tarafından, bazıları sevdiğimiz insanlar tarafından…
Hatta bazılarını kendi ellerimizle bağlıyoruz kendimize.
Bir korku.
Bir kural.
Bir alışkanlık.
Bir ilişki biçimi.
“Bunu yapma.”
“Oraya gitme.”
“İnsanlar ne der?”
“Sen bunu beceremezsin.”
“Böylesi senin için daha iyi.”
Belki bağlandıkları gün gerçekten işe yarıyorlar.
Tıpkı benim çağla ağacına bağladığım ip gibi…
Ağacı eve zarar vermekten alıkoymuştu.
Yani yanlış değildi.
Ama unuttuğum bir şey vardı:
Ağaç büyüyecekti.
İşte galiba hayatımızda da en çok bunu unutuyoruz.
İnsan büyüyor.
Değişiyor.
Öğreniyor.
Güçleniyor.
Ama ona yıllar önce bağlanan bazı ipler aynı yerde kalıyor.
Bir zamanlar bol gelen şey, yıllar sonra dar gelmeye başlıyor.
Bir zamanlar bizi koruyan şey, bir süre sonra bizi sıkmaya başlıyor.
Bir zamanlar yönümüzü düzelten şey, gün geliyor hareket etmemizi engelliyor.
Ve biz bazen bunun farkına bile varmıyoruz.
Çünkü bazı ipler uzun süre üzerimizde kaldığında artık onları ip olarak görmüyoruz.
Kendimizin bir parçası sanıyoruz.
“Ben böyleyim.”
diyoruz.
Belki de değilsin.
Belki yalnızca yıllardır içinde büyüdüğün bir ipin izi o.
Bu sabah çağla ağacından ipi çıkardım.
İp artık yok.
Ama izi var.
Gövdesinde derin, yuvarlak bir kanal bıraktı.
Sanırım insan hayatının en gerçek taraflarından biri de bu.
Bazı şeyleri hayatımızdan çıkarabiliriz.
Bazı insanlardan uzaklaşabiliriz.
Bazı korkuları yenebiliriz.
Bazı alışkanlıkları bırakabiliriz.
Bize yıllarca söylenmiş bir cümlenin artık doğru olmadığına karar verebiliriz.
Ama ipi çıkarmak, izin aynı anda kaybolacağı anlamına gelmiyor.
İz bir süre bizimle kalıyor.
Belki uzun süre…
Fakat çağla ağacına tekrar baktığımda başka bir şey daha fark ettim.
O izine rağmen sapasağlamdı.
Dalları yeşildi.
Meyveleri vardı.
Ve hâlâ büyüyordu.
Belki mesele de tam olarak budur.
Geçmişte bizi sıkan bütün iplerin izlerini yok etmek zorunda değiliz.
Yeter ki artık hangilerinin hâlâ gerekli olduğunu, hangilerinin çoktan görevini tamamladığını fark edelim.
Çünkü hayat boyunca hiç bağlanmamak mümkün değil.
Bazen bir şeye tutunmaya ihtiyacımız var.
Bazen yönümüzün değiştirilmesine…
Ama arada bir durup kendimize bakmak gerekiyor:
Bir zamanlar beni koruyan hangi şey, bugün beni sıkıyor?
Ve gerekiyorsa ipi çözmek…
İzi kalsa bile.
Çünkü iz taşımak başka şeydir,
hâlâ bağlı olmak başka.
Bu sabah bahçedeki çağla ağacından küçücük bir ip çıkardım.
Meğer bazen insan, bir ağacın gövdesine bakarken kendi hayatını görüyormuş.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri