Ağustos 8, 2026

Taşın büyüklüğü

ile Ali İhsan Sivri

İnternette bir alışveriş sitesinde gezinirken çocukluğumun en güzel oyuncaklarından biri karşıma çıktı.

Sapan.

Bir anda yıllar öncesine gittim. Hiç düşünmeden sipariş verdim.

Ertesi gün elime ulaşır ulaşmaz bahçeye çıktım. Çocuk gibi heyecanlıydım.

Canlı bir hedefe atış yapmak istemediğim için bahçedeki büyükçe bir karahindibayı gözüme kestirdim.

İlk taşı yerden aldım…

Attım.

Yanından bile geçmedi.

Bir taş daha…

Bir tane daha…

O an fark ettim ki insan, bazı şeyleri gerçekten unutabiliyormuş.

Sapana taş koymayı değil…

Hedef almayı.

Mesafeyi hesaplamayı.

El-göz koordinasyonunu.

Çocukken kendiliğinden yaptığım şeyler, yıllar sonra bana yeniden öğretilmek ister gibiydi.

On beş, yirmi deneme sonunda taşlar ancak karahindibanın yakınına düşmeye başlamıştı.

Son attığım taş ise belki de beş santim yanından geçti.

Tam o anda, farkında bile olmadan hayatın en eski tuzaklarından birine düştüm.

“Demek ki sorun taşın küçüklüğü.”

Yerden bu kez iri bir taş aldım.

Kendi kendime öyle mantıklı gelmişti ki…

Taş büyürse hedefi vurma ihtimali de artardı.

Oysa hesaba katmadığım küçücük bir ayrıntı vardı.

Sapanın da bir kapasitesi vardı.

Taş, meşine zor sığıyordu.

Ama ben artık karahindibayı vurmaya odaklanmıştım.

Lastiği olabildiğince gerdim.

Bu kez kesin vuracaktım.

Bıraktığım anda büyük taş, sapanın iki çatalına birden çarptı.

Bir göz kırpması kadar kısa sürede de aynı hızla geri dönüp parmağıma çarptı.

Bir anda elimin içini keskin bir acı kapladı.

Parmağım dakikalar içinde şişti.

Neredeyse bir hafta boyunca o elimi doğru dürüst kullanamadım.

Bazen insanın en uzun süren acıları, yalnızca birkaç saniyede verdiği bir kararın sonucudur.

Eve girince elim buzun içindeydi.

Aklım ise hâlâ o taşın üzerindeydi.

Düşündükçe şunu fark ettim…

Hayatta da çoğu zaman hedefi vuramadığımızda ilk şüphelendiğimiz şey, elimizdekinin yetersiz oluşu oluyor.

Daha büyük sermaye…

Daha büyük makam…

Daha büyük ev…

Daha büyük araba…

Daha büyük ekip…

Daha büyük fırsatlar…

Sanki “daha büyük”, her zaman “daha doğru” demekmiş gibi…

Oysa bazen sorun elimizdekinin küçüklüğü değildir.

Sorun; sınırlarını bilmediğimiz bir sisteme, taşıyamayacağı kadar büyük yük yüklemeye çalışmamızdır.

Kimi zaman ilişkilerde de aynı hatayı yapıyoruz.

Konuşarak çözemediğimiz bir meseleyi, sesimizi yükselterek çözmeye çalışıyoruz.

İkna edemediğimiz bir insanı, daha fazla baskıyla değiştirebileceğimizi sanıyoruz.

Yavaş ilerleyen bir işi, daha fazla güç uygulayarak hızlandırabileceğimizi düşünüyoruz.

Fakat hayatın bazı düzenleri vardır.

Taşı büyütmek, hedefe yaklaştırmaz.

Bazen sadece geri dönüp seni vuracak acının büyüklüğünü artırır.

O gün vuramadığım karahindiba hâlâ bahçede olabilir.

Ama o sapan bana, isabetin güçten değil; ölçüden, sabırdan ve sınırlarını bilmekten geçtiğini hiç unutamayacağım bir şekilde öğretti.

 

✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri