Freni zayıf
Pazarcılık yaptığım dönemlerdi…
Recep İvedik filmleriyle meşhur olan Fiat 126 Bis kullanıyordum. Küçücük bir araba…
Arka koltuğu yatırıyor, ithal muzların geldiği kalın mukavva kutulardan sekiz tanesini içine yerleştiriyordum. Tezgâhın demirleri, suntaları, ayakları da aracın üstünde…
Dört metrelik tezgâhın parçaları arabanın önünden ve arkasından taşıyordu.
Bugünkü aklım olsa belki de cesaret edemezdim.
Ama gençlik başka…
Haftanın beş günü ilçe ilçe pazar geziyor, ekmeğimin peşinden koşuyordum.
Bir gün pazarcı bir ağabeyim yanıma geldi.
“Ali,” dedi.
“Artık şu arabayı değiştirelim.”
Şaşırdım.
Devam etti:
“Bu işi kavradın artık. Sana benim Ford minibüsü vereyim. Motoru taş gibi. Gram yağ yakmaz. Kaportasında çürük bulamazsın. İç hacmi de geniş. Daha çok mal koyar, daha çok satış yaparsın.”
Doğrusu anlattıkları iştah kabartıyordu.
Daha büyük araç…
Daha fazla ürün…
Daha çok kazanç…
Sonra cümlenin sonuna ekledi:
“Yalnız yıllardır çözemediğimiz bir sorunu var.”
“Nedir abi?” dedim.
“Frenleri biraz zayıf.”
Ardından hemen ekledi:
“Ama çok da önemli değil aslında. Tutuyor elbette. Sadece hızlı giderken hemen durmuyor. Biz çözemedik bir türlü. Ben ağır kullanıyorum, bana sorun olmuyor.”
Bir süre sustum.
Sonra şöyle dedim:
“Abi, motorun sağlam olması önemli.”
“Kaportasının çürüksüz olması önemli.”
“İç hacminin büyük olması da önemli.”
“Bunların hepsi büyük avantaj.”
“Ama ben haftanın beş günü ilçelere gidiyorum. Bazen sabahın dördünde kalkamadığım oluyor. Bazen yolda hızlanmam gerekiyor.”
“Senin çok da önemli değil dediğin şey, benim hayatıma mal olabilir.”
Motor ne kadar güçlü olursa olsun…
Kaporta ne kadar sağlam olursa olsun…
Bagaj ne kadar büyük olursa olsun…
Durması gereken yerde duramıyorsa, diğer özelliklerin hiçbir anlamı kalmıyor.
Çünkü insanı yolda tutan şey sadece motor değildir.
Bazen hayatı kurtaran şey frendir.
Yıllar sonra fark ettim ki…
Bu sadece arabalar için geçerli değilmiş.
Dostluklarda da…
Ortaklıklarda da…
Evliliklerde de…
Bir insanın güçlü olması güzel şeydir.
Kararlı olması da…
Cesur olması da…
Fedakâr olması da…
Ama bazen bütün bunlardan daha önemli bir özellik vardır:
Durabilmek.
Öfkelendiğinde…
Kırıldığında…
Kendini haklı gördüğünde…
Karşısındakinin canını yakabileceğini fark ettiğinde…
Durabilmek.
Hayatta çoğu insanın dikkati motor gücüne gider.
Ne kadar hızlı ilerlediğine…
Ne kadar çok iş başardığına…
Ne kadar güçlü durduğuna…
Oysa insan ilişkilerinde asıl güven veren şeyler çoğu zaman gösterişli değildir.
Bazen bir sözün yerinde kesilebilmesi…
Bazen bir adımın geri çekilebilmesi…
Bazen de;
“Haklı olsam bile burada durmalıyım.”
diyebilme olgunluğudur.
Çünkü güven, sadece birlikte yola çıkabilmek değildir.
Gerektiğinde birbirine zarar vermeden yol alabilmektir.
İnsan, birinin motor gücüne hayran olabilir…
Fakat asıl mesele, gerektiğinde durabileceğinden emin olabilmektir.
Çünkü karakter, insanın ne kadar hızlandığında değil…
Bazen…
Ne zaman durabildiğinde ortaya çıkar.🌿
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri