Ağustos 25, 2026

Şükür artırır

ile Ali İhsan Sivri

Bu sabah uyandığımda aklımda bir cümle vardı:
Şükür artırır.
Hepimizin bildiği, defalarca duyduğu bir söz.
İnsan sahip olduğu nimetin kıymetini bildikçe, elindekine başka gözle bakmaya başlıyor. Daha fazlasını ararken zaten sahip olduklarını gözden kaçırmamayı öğreniyor.
Bir sofranın, sağlığın, huzurun, sevdiğin bir insanın, başını soktuğun evin…
Bazen sıradan sandığın bir günün bile.
Şükür, insana eksiklerini unutturmaz belki ama sahip olduklarını hatırlatır.
Fakat sonra aklıma başka bir soru geldi:
Biz bazen şükür ile kabullenmeyi birbirine karıştırıyor olabilir miyiz?
Çünkü dilimizde çok güzel ama bazen de çok yanlış yerde kullandığımız bir cümle var:
Buna da şükür.”
Bir şey yolunda gitmiyordur:
“Buna da şükür.”
Bir insan yıllardır mutsuz olduğu yerde duruyordur:
“Buna da şükür.”
Değiştirebileceği şartlara alışmıştır:
“Buna da şükür.”
Kırılıyordur, yoruluyordur, eksiliyordur ama yine aynı cümle gelir:
“Buna da şükür.”
Oysa belki burada birbirinden ayırmamız gereken şeyler var.
Şükür, nimetin kıymetini bilmektir.
Sabır, imtihan karşısında direnebilmektir.
Teslimiyet, Allah’a güvenmektir.
Ama hiçbiri insanın değiştirebileceği yanlışa razı olması değildir.
Belki de düğüm tam burada.
Çünkü insan bazen değiştirmeye cesaret edemediği şeylere “kader” diyebiliyor.
Alıştığı mutsuzluğa “sabır”…
Hareketsizliğine “teslimiyet”…
Vazgeçmişliğine ise “şükür” adını verebiliyor.
Oysa şükür ile vazgeçmek aynı şey değil.
Elindekine şükrederken daha iyisi için çabalayabilirsin.
Başına gelen bir imtihana sabrederken çıkış yolu arayabilirsin.
Allah’a teslim olurken sana verilmiş aklı, iradeyi ve imkânları kullanabilirsin.
Hatta belki bunları kullanmak da sorumluluğun bir parçasıdır.
Bir kapı kapandı diye bütün kapıların kapandığını kabul etmek zorunda değilsin.
Bir yol zor diye ömür boyu o yolda yürümek zorunda değilsin.
Bir şeye yıllardır katlanıyor olman, ona bundan sonra da katlanman gerektiği anlamına gelmez.
Çünkü bazen insan kaderine değil, değiştirmeye cesaret edemediği hayatına teslim olur.
Ve bunun adına teslimiyet dediğinde, kendi elindeki anahtarı da unutabilir.
Elbette hayatta değiştiremeyeceğimiz şeyler var.
Kaybettiklerimiz var.
Geri getiremeyeceklerimiz…
Elimizden hiçbir şey gelmeyen zamanlar…
İşte oralarda sabır başka bir anlam kazanıyor.
Teslimiyet başka.
Şükür başka.
Ama değiştirebileceğimiz bir yanlışın karşısında hiçbir şey yapmadan beklemek, bunların hiçbiri olmayabilir.
Belki yalnızca alışkanlıktır.
Belki korkudur.
Belki de yıllardır içinde yaşadığımız için artık yanlış olduğunu fark edemediğimiz bir düzendir.
Bu yüzden bugün kendime şu soruyu sordum:
Ben neye şükrediyorum, neye sabrediyorum ve neye sadece alıştım?
Üçünün cevabı aynı olmayabilir.
Sahip olduğum nimetlere şükredebilirim.
Değiştiremeyeceğim şeylere sabredebilirim.
Sonucunu bilemediğim yerde elimden geleni yaptıktan sonra Allah’a güvenebilirim.
Ama değiştirebileceğim bir yanlış varsa…
onu değiştirmeye çalışmak da benim payıma düşer.

Şükür artırır.

Ama şükredecek nimeti görmek kadar, değiştirebileceğin yanlışı görmek de senin sorumluluğundur.

 

✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri