Diploma doktoru
Unutamadığım insanlardan biridir İsmail amca.
Babamın yakın dostuydu.
Hem doktordu… hem de tam eski zaman insanı.
Şakacı, sıcakkanlı, mütevazı…
Bir gün babamın midesinde şiddetli bir ağrı başladı.
Önce kendi kendine bir şeyler yapmaya çalıştı.
Geçmeyince:
“Hadi İsmail’e gidelim,” dedi.
Hep beraber muayenehaneye gittik.
İsmail amca babamı muayene etti.
Bir süre düşündü.
Sonra sakin bir şekilde:
“Fahri’ciğim,” dedi, “ben seni bir dahiliyeciye yönlendireyim.”
Babam bir anda sinirlendi:
“Deli etme beni İsmail! Sen doktor değil misin?”
İsmail amca hiç bozuntuya vermedi.
Gayet sakin şekilde arkasına yaslandı.
Sonra hayatım boyunca unutmadığım o cümleyi söyledi:
“Doktorum… ama diploma doktoruyum.”
Babam daha da şaşırdı:
“O ne demek şimdi?”
İsmail amca gülmeye başladı.
“Bak anlatayım,” dedi.
“Ben doktor olmayı çok istiyordum. Öyle böyle değil… kafaya koymuştum.”
“Üç yıl üst üste üniversite sınavına girdim. Olmadı. Bir türlü tutturamadım.”
“Sonra baktım çalışmakla olmuyor… ben anlamıyorum.”
“Son sene kapandım eve. Önce üniversite sınavını… sonra da tıp fakültesindeki kitapları ezberledim.”
Babam şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordu.
İsmail amca gayet ciddi şekilde devam etti:
“Bir şekilde okulu da bitirdik tabii… ama ben hâlâ kendime tam güvenemem..”
Sonra eliyle babamı işaret edip kahkahayı bastı:
“Yani anlayacağın… ben biraz ezbere doktor oldum.”
Odayı kahkaha kaplamıştı.
Ama yıllar sonra dönüp düşündüğümde, o gün aslında çok başka bir şey öğrendiğimi fark ettim.
İnsan bazen bir şeyi gerçekten istiyor…
Ama istemek tek başına yetmiyor.
Ezberlemekle anlamak arasında dağlar kadar fark var.
Çünkü bazı insanlar bilgiyi taşıyor… bazıları ise gerçekten kavrıyor.
Ve hayat, ikisini er ya da geç mutlaka ayırıyor.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri