Görmek de gürültüdür
Dün satranç antrenörü bir kardeşimle sohbet ediyorduk.
Konu, görme engelli satranç oyuncularının olağanüstü başarılarıydı.
Anlatırken dikkatimi çeken şey, başarılarını sadece zekâya bağlamaması oldu.
“Aslında,” dedi, “onlar daha iyi odaklanıyor.”
Sonra durdu.
“Çünkü dikkatlerini dağıtacak şeyleri görmüyorlar…”
Ne kadar sade… ama ne kadar derin bir cümleydi.
Düşündüm.
Gerçekten de insanın gözleri ve kulakları hiç durmuyor.
Sadece bilinçli baktığımız şeyleri değil… farkında olmadan kadrajımıza giren her görüntüyü, duyduğumuz her sesi, her yüzü, her sahneyi, her cümleyi…
Beyin sessizce kaydediyor.
Sen özellikle dikkat etmiyor olsan bile…
Bir yerde işleniyor.
Belki de bu yüzden modern insanın zihni hiç susmuyor.
Çünkü sürekli bir şeylere maruz kalıyoruz.
Gürültüye… görüntüye… karşılaştırmaya… abartıya… yapaylığa…
Ve bunların çoğunu artık normal sanıyoruz.
Oysa insan sadece düşündüğü şeylerden etkilenmiyor.
Maruz kaldığı şeyler de insanı değiştiriyor.
Bunu düşünürken, konu benim zihnimde satrançtan çıkıp hayatın geneline yayıldı.
Belki de birçok insanın odaklanamamasının sebebi yeteneksizlik değil…
Zihinsel kalabalık.
Bir taraftan hedeflerine yürümeye çalışıyor insan… ama diğer taraftan gözlerini, kulaklarını, ruhunu…
Ne olduğu belirsiz bir akışa teslim ediyor.
Sonra da neden içinin bulanık olduğunu anlayamıyor.
Aslında bazen insan, kendi sürdüğü hayat arabasının el frenini kendi çekiyor.
Üstelik bunu çoğu zaman fark etmeden yapıyor.
Daha da ilginç olan ne biliyor musun?
İnsan bazen gerçeği bilmiyor değil…
Kabullenmek istemiyor.
Çünkü bazı gerçekler nefse ağır geliyor.
Bazı alışkanlıklar… bazı ortamlar… bazı sözler… bazı görüntüler…
İnsanın hoşuna gidiyor.
Ve insan, kendine zarar verdiğini bile bile bazı şeylerden vazgeçmek istemiyor.
Belki de en zor şeylerden biri bu hayatta:
Gerçeği görmek değil… gördüğünü kabul edebilmek.
Çünkü kabul etmek değişmeyi gerektiriyor.
Değişmek ise cesaret istiyor.
O yüzden bazen insanlar, gerçeği söyleyenlerden rahatsız oluyor.
Çünkü insanın en zor savaşı, başkalarıyla değil… kendine karşı verdiği savaş oluyor.
Dün gece sohbet bittikten sonra uzun süre bunu düşündüm.
Ve zihnimde, Cenap Şahabettin’in o meşhur sözü yankılandı:
“Körler memleketinde görmek hastalık sayılır.”
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri