Beyaz’ın Anladığı Şey
Çocukluğumda tatiller köyde geçti.
Toprağın, hayvanların, rüzgârın ve sessizliğin içinde…
Şimdi dönüp bakınca anlıyorum; o yıllarda insan sadece büyümüyor… hayatı da hissederek öğreniyor.
Komşumuzun köpeği doğurmuştu.
Yavruların içinden biri vardı… bembeyaz, sıradan, sessiz bir köpek.
Özel bir cinsi yoktu. Gösterişli değildi. Hatta köyde onlarca benzeri vardı.
Ama zamanla evin sessiz fertlerinden biri oldu.
Biz nereye gitsek peşimizdeydi.
Bir gün babamın işi çoktu.
Hem tarlaya yetişmesi gerekiyordu, hem bahçeye, hem de hayvanların meraya götürülmesi gerekiyordu.
Annemle kendi aralarında konuşuyorlardı:
“Hayvanları bugün götüremeyeceğim galiba…”
Bir anda atıldım:
“Ben götürürüm baba.”
Babam önce istemedi.
Çünkü mera, aramızın çok iyi olmadığı komşu köyün sınırına yakındı.
İki köyü ayıran asfalt yol… aynı zamanda görünmez bir sınır gibiydi.
Zaman zaman gerginlikler olurdu.
“Olmaz,” dedi önce.
Ama ben ısrar ettim.
Sonunda kabul etti.
“Hayvanları asfalta yakın götürme yeter,” dedi.
11 büyükbaş hayvanı önüme kattım, yola çıktım.
Beyaz da sessizce peşime takıldı.
Sanki yalnız gitmemem gerektiğini anlamış gibiydi.
Meraya vardığımızda hayvanları asfalt öncesindeki son tepeye bıraktım.
Orası muhteşem manzaralı bir yerdi.
Hem köy görünürdü, hem Adapazarı…
Bir ağacın altına uzandım.
Rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Doğanın o derin sessizliği içinde…
Nasıl olduysa uyuyakalmışım.
Gözümü açtığımda Beyaz da yanımda uyuyordu.
Ama hayvanlar yoktu.
Bir anda içimi korku kapladı.
Ayağa fırladım.
Sağa baktım… sola baktım…
Hiçbiri ortada yoktu.
Kalbim deli gibi atıyordu.
“Şimdi ne yapacağım ben…”
diye kendi kendime söylenmeye başladım.
Babama ne diyecektim?
Hayvanları nasıl kaybetmiştim?
Panik içinde tepenin etrafında dolaşırken, Beyaz dikkatlice beni izliyordu.
Sanki ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Sonra bir anda, uyumadan önce hayvanların otladığı yere gitti.
Yeri koklamaya başladı.
Daireler çiziyordu.
Arada duruyor… tekrar kokluyordu.
Sonra bir yöne doğru ilerledi.
Birkaç metre sonra durdu.
Tepenin aşağısına dikkatlice baktı.
Ben de yanına gittim.
Ama hiçbir şey göremedim.
Bir anda…
ok gibi fırladı.
Asfalta doğru deli gibi koşmaya başladı.
Ben de arkasından koşuyordum ama yetişmem mümkün değildi.
İçimde korku büyüyordu.
Çünkü eğer hayvanlar asfaltı geçtiyse… komşu köy tarafına gittilerse… iş gerçekten kötüydü.
Ağaçların arasından geçtik.
Son düzlüğe çıktığımda gördüm.
Hayvanlar asfalta ulaşmıştı.
Ve Beyaz…
onları geri çeviriyordu.
Şok olmuştum.
Ben korkudan ne yapacağımı düşünemezken, o çözümü bulmuştu.
Ben sadece panikle etrafa bakarken… o iz sürüyordu.
Ve belki de son anda, hayvanların sınırı geçmesini engellemişti.
O gün Beyaz’a uzun uzun baktığımı hatırlıyorum.
Sıradan beyaz bir köpekti sadece…
Ama benim korkumu, ben daha ne olduğunu tam anlayamadan anlamıştı.
Belki de o gün ilk defa şunu fark ettim:
Bazı bağlar konuşarak kurulmuyor.
İnsan bazen… kendini en iyi, hiç konuşmayan bir canlının yanında anlaşılmış hissediyor.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri