Mayıs 2, 2026

İnsan bazı insanları neden sebepsizce sever… Ya da sevemez?

ile Ali İhsan Sivri

Hani bazen bir insanla tanışırsınız…

O kadar tanıdık, o kadar sizden gelir ki; sanki yıllardır tanıyormuşsunuz gibi hissedersiniz…

Hatta kendi kendinize düşünürsünüz:

“Biz bununla daha önce bir yerde karşılaştık mı acaba?”

Okulları düşünürsünüz…

Askerlik anılarını…

Oturulan mahalleleri…

Ortak tanıdıkları…

Ama çıkaramazsınız.

Sanki ortada görünmeyen bir tanışıklık vardır…

Bazen de tam tersi olur.

Karşınızdaki insanın size yaptığı belirgin bir şey yoktur aslında…

Ne konuşması ters gelir, ne görüntüsü, ne tavrı…

Ama içiniz bir türlü ısınmaz ona.

Hatta bazen yanında fazla durmak bile istemezsiniz…

Ruhunuz daralır.

Hemen herkes yaşamıştır bu duyguyu…

Ben de uzun yıllar bunun nedenini tam anlamlandıramıyordum.

Ta ki yıllar önce Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun su kristalleri üzerine yaptığı deneylerle karşılaşana kadar…

Yaklaşık yirmi yıl önceydi…

Adapazarı’ndan Antalya’ya otobüsle gidiyordum. Yol boyunca okuyayım diye bir kitap almıştım.

Gece otele geçtiğimde saat oldukça ilerlemişti ama uykum yoktu.

“Bari kitabı bitireyim” dedim.

Sayfalar ilerledikçe karşıma Emoto’nun deneyleri çıktı.

İlk başta çok da üzerinde durmadım…

Fakat fotoğrafları gördükçe durup düşünmeye başladım.

Deneylerde; farklı sözlere, farklı duygulara maruz bırakılan su kristallerinin değişiminden bahsediliyordu.

Sevgi, teşekkür, takdir gibi olumlu ifadelerle karşılaşan suyun kristalleri daha estetik ve düzenli görünürken; öfke, hakaret ve nefret içeren söylemlerde görüntüler sertleşiyor, bozuluyordu…

Bilimsel tarafı yıllardır tartışılıyor olabilir…

Ama o gece beni etkileyen şey deneyin teknik kısmından çok, düşündürdüğü anlam olmuştu.

Çünkü bir anda şunu düşündüm:

İnsan da büyük ölçüde sudan oluşuyorsa…

Acaba taşıdığı duygular gerçekten dışarıya yansıyor olabilir miydi?

Belki de bazı insanların yanına geldiğimizde hissettiğimiz huzurun…

Bazılarının yanında ise sebepsizce daralmamızın nedeni buydu…

Belki insan, içinde ne taşıyorsa farkında olmadan onu yayıyordu.

İyi niyet taşıyan biriyle konuşurken içimizin rahatlaması…

Sürekli öfke, kin ve karanlık taşıyan birinin yanında ise ruhumuzun sıkılması…

Belki de sadece bir tesadüf değildi.

Zamanla şunu fark ettim:

İnsan, sadece yüzüyle değil…

Düşünceleriyle de görünür oluyor.

İçinde sürekli öfke taşıyan biri, bunu saklamaya çalışsa bile bir yerde dışarı sızdırıyor.

Tıpkı huzurlu insanların fark edilmeden etrafa güven vermesi gibi…

Bu yüzden artık şuna inanıyorum:

İnsan önce iç dünyasını güzelleştirmeli.

Çünkü zihinden geçen her düşünce…

Kurulan her cümle…

Taşınan her duygu…

Bir şekilde insanın yüzüne, sesine, bakışına ve hatta enerjisine yansıyor.

Belki de bu yüzden bazı insanlar ilk anda “yabancı” değil de “tanıdık” geliyor bize…

Kim bilir…

Belki ruh, ruhu gerçekten hissediyordur.

 

 

✍️ Ali ihsan Sivri hikâyeleri