Satmadım.. Satıldı
Bazen ürün değil… ihtiyaç konuşur.
Neyin altında hayır var, neyin altında şer var… insan gerçekten bilmiyor.
Kötü sandığın bir şey, iyi bir kapı açabiliyor.
İyi sandığın bir şey de insanı çıkmaza sokabiliyor.
O günlerde dükkânın arkasındaki asma katta yatıyordum.
Bir sünger…
Bir yorgunluk…
Gece 3’te kapat, sabah 6’da aç…
Eve gitmek bile anlamsız geliyordu bazen.
O gece erkenden kapattım dükkânı. Çok yorgundum.
Saat 00:30 civarı sokağa girdim.
Karşı komşum Rasim’le aynı anda park ettik arabaları.
Ben arabadan indim, kilitleyecektim ki… gözüm ona takıldı.
Rasim’di…
Ama bildiğim Rasim değildi.
Arabadan inerken araç yukarı doğru yaylandı.
Bir an durdum.
Şaşırdım.
“Rasim… bu ne hal?” dedim.
Yüzüne baktım.
Değişmişti.
Konuşmaya başladı.
Sesi bile değişmişti.
“6 ay diyet yaptım,” dedi.
“Olmadı…”
“Spor yaptım…”
“Olmadı…”
“Akupunktur…”
“Olmadı…”
“118 kiloyum,” dedi.
“Bir oturuşta 5 kişilik pizza yiyorum… tutamıyorum kendimi.”
O an anladım.
Bu sadece kilo değildi.
👉 Bu bir çaresizlikti.
Birden…
tezgâhın altındaki o kutu geldi aklıma.
Tozlanmış, unuttuğum, hiç umursamadığım o kutu…
“Rasim,” dedim.
“Bende bir şey var…”
“Bir karışım… öğün yerine geçiyor diyorlar.”
“Ben kullanmadım. Kullanmayı da düşünmüyorum.”
“Ama istersen… bir dene.”
Hiç düşünmedi.
Hiç sormadı.
Zararı var mı…
İşe yarar mı…
Kullanan var mı…
Hiçbiri umrunda değildi.
Çünkü o anda tek bir şeye ihtiyacı vardı:
👉 umut.
“Ver,” dedi.
Ertesi gün Rasim…
ilk müşterim oldu.
Ve aynı zamanda…
ilk üyem.
Bir şeyler oluyordu.
Ama ben henüz anlamıyordum.
Hayatım ticaretle geçmişti.
Almayı da biliyordum, satmayı da…
Ama bu…
başka bir şeydi.
Çünkü bu sefer…
ben satmamıştım.
Gece yarısı, sokakta, iki cümleyle…
ürün kendini satmıştı.
O gün şunu fark ettim:
İnsan ürünü almaz…
derdi neyse, ona çare olan şeyi alır.
Sen gerçekten bir çözüm sunuyorsan,
satmana, anlatmana bile gerek kalmaz.
Çünkü ihtiyaç… zaten konuşur.