Mart 11, 2026

50 kuruşluk devrim

ile Ali İhsan Sivri

Gök yarılmışçasına boşalan yağmur, sırılsıklam olmuş şapkamdan aşağı akıyor; on santimi geçmiş sakallarımdan süzülüyordu. Saatlerdir yürüyordum. Tek bir amaçla: bir ilham, bir fikir bulabilmek…
Gözlerim adeta bir radar gibiydi. Çarşıdaki tüm esnafları, vitrinleri ve ürünleri tarıyor; beni “işte bu!” dedirtecek fikre götürecek bir bağlantı arıyordum.
Öyle kilitlenmiştim ki bu arayışa, ayakkabılarımın içi suyla dolmasına rağmen kolumun altına sıkıştırdığım şemsiyeyi açmak aklıma bile gelmiyordu.
Son kapanan kepenklerin gıcırtısı duyuldu. Çarşı artık tamamen sessizliğe bürünmüştü.
Rotayı eve çevirdim.
Ama gözlerim hâlâ çalışıyordu. Kapalı dükkânların tabelalarına bakıyor, içeriyi göremesem bile yapılan işin alternatiflerini düşünüyordum.
Aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu:
“Ya hiç kimsenin yapmadığı bir iş yapacaksın…
ya da herkesin yaptığı işi bambaşka yapacaksın.”
Ben de tam olarak böyle bir fikir arıyordum.
Sıradışı…
Belki biraz çılgınca…
Ama ses getirecek bir şey.
O yıllarda bugün popüler bir mağaza zinciri olan EVKUR, “Murat Halı Pazarlama” adıyla faaliyet gösteriyordu. İlçe ilçe dolaşıyor, inşaatı henüz bitmemiş banka ya da büyük mağaza olabilecek yerleri bir aylığına kiralıyorlardı. Yüzlerce halı ve nevresim takımını taksitle satıp sonra başka ilçeye geçiyorlardı.
Dar Sokak ile Çark Caddesi’nin kesiştiği noktada büyük bir iş merkezi inşaatı vardı. Zemindeki geniş dükkânı Murat Halı kiralamıştı. İçerisi tam bir panayır yeriydi. Üst üste yığılmış binlerce halı, çarşaf ve nevresim takımı…
Islanmış ve üşümüş bir halde hızlı adımlarla eve doğru giderken camdaki kocaman bir yazı gözüme çarptı.
“Günde 3 TL taksitle nevresim takımları.”
“Günde 3 TL” kısmı özellikle büyütülmüştü.
Birden durdum.
Günde 3 lira mı?
Günde… 3 lira taksit mi?
Daha önce hiç ilgimi çekmeyen bu dükkânın kapısına yöneldim. Kapıyı açmaya çalıştım ama içeriden kilitliydi.
Arka tarafta birkaç kişi bir masanın etrafında paraları sayıyordu. Günün hesabını yapıyorlardı belli ki.
İçeriden biri seslendi:
“Kardeşim kapalıyız.”
“Görüyorum ama bir şey soracağım, açar mısınız?”
Biraz tedirgin oldular ama müşteri kırmamak için kapıyı açtılar. Kapıyı açan adam fazla içeri girmeme izin vermeyecek şekilde eşikte durdu.
Camdaki yazıyı gösterdim.
“Bu nedir? Günde 3 lira taksit nasıl oluyor? Her gün gelip mi ödüyoruz?”
Adam hafif alaycı bir gülümsemeyle cevap verdi:
“Yok canım, günde 3 lira taksit mi olur? Biz ev hanımlarına hitap ediyoruz. ‘Günde 3 lirayı kenara atın, ayda 90 lirayla nevresim takımı sahibi olun’ demek istiyoruz. Yani ayda 90 lira… günde 3 lira değil.”
Sonra tekrar gülümsedi.
Teşekkür edip çıktım.
Eve doğru yürürken beynimde şimşekler çakıyordu.
Adamın gülerek söylediği cümle zihnimde dönüp duruyordu:
“Olur mu öyle günde 3 lira taksit…”
Olur dedim.
Olur.
Hem de muhteşem olur.
Bir anda inanılmaz bir enerjiyle dolmuştum. Eve vardığımda saat 23.00 olmuştu. Kurulandım, masaya oturdum.
Hayali satış hesapları yapmaya başladım.
Küçük ev aletleri…
Mutfak eşyaları…
Aklıma gelen her ürünü yazıyor, günlük minicik taksitlere bölüyordum.
100 gün…
150 gün…
200 gün…
50 kuruşluk…
1 liralık taksitlerle…
Sabaha kadar zihnimde bu ticaretin simülasyonunu yaptım.
Fikri bulmuştum.
Belki de kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği kadar sıra dışı bir satış yöntemiyle piyasaya girecektim.
Gün ağarmaya başladığında ben zihnimde çoktan Türkiye’nin her il ve ilçesinde şubeleri olan dev bir pazarlama şirketi kurmuştum bile.
Fikir hazırdı.
Plan hazırdı.
Sadece küçük bir sorun vardı.
Yine param yoktu.
Aklıma ilk Sadık Abi geldi. Pazarda oyuncak satarken malları aldığım toptancı.
Evden çıkmadan yakalamalıydım.
Gerçekten de yakaladım.
Şehirler arası turuna çıkmadan önce minibüsünü depodan dolduruyordu.
Selam verip depoya girdim.
Fikrimi anlatmaya başladım ama gözüm zaten raflardaki malları inceliyordu.
Birden gözüm bir ürüne takıldı.
Kol saati şeklinde duvar saatleri.
Gözlerim parladı.
“Abi, bunları istiyorum.”
Bir kolide 20 tane vardı.
Altın kaplama metal kol saati görünümünde, yaklaşık 50 santim büyüklüğünde duvar saatleri…
Ucuz…
Gösterişli…
İlginç…
Tam benim satış stratejime uygun.
Saatleri 15 TL’ye alacaktım.
Günde 50 kuruş taksitle…
90 gün vadeyle 45 TL’ye satacaktım.
Hedef kitlem ev hanımları değildi.
Esnaftı.
Çünkü bir ev hanımından her gün 3 lira almak zordu.
Ama bir esnafın kasasında sayarken bile fark etmediği bozuk paralardan her gün 50 kuruş almak mümkündü.
Ve o esnaf o ürünü neredeyse bedavaya almış gibi hissedecekti.
Üstelik bunu son battığım yerde yapacaktım.
Katlı pazar yerinde.
Orada 850 dükkân vardı.
Müşterilerim hazırdı.
Bir A4 kağıdını ikiye böldüm.
Sol tarafa müşteri bilgileri.
Sağ tarafa 90 küçük kutucuk.
Her gün tahsil ettiğim 50 kuruş için bir kutuya çarpı atacağım.
Bu hem satış belgesi hem tahsilat belgesi olacaktı.
100 tane fotokopi çektirdim.
Saatlerden birkaç tane alıp eski dükkânımın olduğu yerde satışa başladım.
“Hayırlı işler Faik abi…
Elimde gördüğün bu harika duvar saatine günde 50 kuruş ödeyerek sahip olmak ister misin?”
Herkes aynı soruyu soruyordu:
“Nasıl yani… 50 kuruş mu?”
“Evet. Saati şimdi alıyorsun. Ben 90 gün boyunca gelip günde 50 kuruş alıyorum.”
Şaşırıyorlardı.
Hatta ilk müşterim şöyle dedi:
“Ben alıyorum… hatta iki tane ver. Birini de babamın evine hediye götüreyim.”
Yarım saat içinde ilk koliyi bitirmiştim.
Bu iş tutmuştu.
Saat alan biri yan dükkâna bağırıyordu:
“Ahmet! Oğlum günde 50 kuruş… sen de alsana!”
Benim reklamımı onlar yapıyordu.
Sakallarımın uzunluğundan dolayı bana bir lakap takmışlardı.
“Günlük taksitçi hacı.”
Bir hafta dolmadan 5 koli saat satmıştım.
Yani bana her gün taksit ödeyen 100 kişi olmuştu.
Saatlerin maliyeti ilk 30 günde çıkacaktı.
Sonraki 60 gün tamamen kârdı.
İçimde tarif edilmez bir özgüven oluşmuştu.
Kibir değil…
Ama kendimle gurur duyuyordum.
Esnafın arasında dolaşırken beni gösterip gülerek şöyle diyorlardı:
“Bak bak… günlük taksitçi hacı geliyor!”
Ve ben her duyduğumda içimden şunu hissediyordum:
Bu küçük fikir…
Belki de çok büyük bir hikâyenin başlangıcıydı.
O gece cebimde yine para yoktu…
ama ilk kez cebimden daha değerli bir şeyim vardı.
Bir fikir…
ve o fikrin peşinden gitmeye hazır bir yürek..
Bazen bir insanın hayatının yönünü değiştiren şey,
yalnızca elli kuruşluk bir fikirdir.