Şubat 7, 2026

İlan-ı Aşk yaptım, TRT yayınladı

ile Ali İhsan Sivri

Bugün ihtiyacım olan birkaç teknik hırdavat malzemesini almak için esnaf gezerken, yirmili yaşlarda genç bir adamla tanıştım. Sohbetimizi sevmiş olacak ki,

“Abi vaktin varsa otur bir çay içelim,” diye ısrar etti ☕

Laf lafı açtı… Üç beş farklı konudan konuşurken birden durdu ve dedi ki:

“Abi senin ağzın çok güzel laf yapıyor. Bana bir mektup yazsana ya da şiir gibi bir şey… Sevdiğim kıza vereyim. Bir türlü açılamıyorum.”

Bu sözler, zihnimde ortaokul ikinci sınıftan bir anıyı canlandırdı. Ona da anlattım, şimdi seninle de paylaşayım 😊

O dönem yüzümde ve vücudumda kırmızı kırmızı döküntüler çıkmıştı. Doktora gittik; geç gelen kızamıkmış. Bulaşıcı olduğu için rapor verdiler. Evde, sokağa bakan camın önündeki kanepede yatıyordum.

Tam o günlerde yan apartmana yeni bir aile taşındı. Büyükler eşyalarla uğraşırken, büyük kızları kardeşiyle birlikte benim camın önünde oynamaya başladı.

Aman Allah’ım… Hasta yatağından baktığım bu kız, sanki bir peri kızıydı. Aşık olmuştum.

İyileşip sokağa çıkınca denk getirip “hoş geldiniz” dedim. Sonra birkaç küçük diyalog… Ama ben bir türlü asıl meseleyi söyleyemiyordum.

Derken okulda teneffüste, romantik ruhlu arkadaşım Ali O. ile bankta oturuyorduk. Ara sıra şiir yazardı. O gün bir şiir mırıldanmaya başladı… Kalbimden vurdu beni.

İşte yol buydu!

“Ali’ciğim,” dedim, “bu şiiri ne zaman yazdın?”

“Yeni” dedi.

“Kimseye verdin mi?”

“Hayır.”

“Lütfen bu şiiri bana ver. Bu şiirle kıza açılacağım,” dedim.

“Tamam,” dedi. Şiiri defterinden yırtıp bana verdi.

Eve gidince şiiri A4 kağıdına temize çektim, altına da imzamı attım.

Kıza büyük bir gururla,

“Senin için yazdım,” deyip şiiri verdim… ve yanından kaçtım 🫣

Şiir o kadar etkileyiciydi ki… Buna karşı koyamazdı!

O yıllarda televizyonda tek kanal vardı: TRT. Akşam haberleriyle açılır, ardından müzik programları başlardı. O akşam ailece çay içip televizyon izlerken aklım kızdaydı:

Okudu mu? Ne hissetti? Beni sevecek mi?

Tam bu düşüncelerle boğuşurken ekrana bir sanatçı çıktı: Esin Engin.

Giriş müziği bitti, solist sözleri okumaya başladı…

Donup kaldım.

Okunan şiir…

Benim kıza verdiğim şiirdi.

“Papatya gibisin beyaz ve ince

Eziliyor ruhum seni görünce

İsmin dudaklarımı yakıyor neden

Nedir bu çektiğim senin elinden…”

Tabii kız da herkes gibi o programı izliyordu…

Ertesi gün, şiiri yazdığım kağıdı bana geri verirken sadece şunu söyledi:

“Ne kadar çabuk ünlü olmuş şiirin…”

Ve gitti.

İşte o gün anladım:

Başkasının şiiriyle ilan-ı aşk edilmezmiş.

 

Bu hikâyenin mimarlarından biri olan sevgili dostum Ali O.’ya buradan selam olsun 😄
İzin verirse, bir gün şiiriyle birlikte tam adını da eklerim.