Mart 25, 2026

Yükselişin içindeki sessiz çatlak

ile Ali İhsan Sivri

Sıra dışı ticaretim kulaktan kulağa yayılıyor, müşteri sayım her geçen gün artıyordu.

O yaz, Active Sport Bisiklet Dünyası Sakarya’da artık bir otorite haline gelmişti.
Bisikletle başlayan yolculuk; elektrikli ev aletleri, elektronik eşyalar, müzik setleri, televizyonlar derken büyüdü…
Ve bir gün fark ettim ki bana taksitle ödeme yapan müşteri sayısı 5 bini aşmıştı.
Bu, hayal bile edemeyeceğim bir rakamdı.
Ama bu büyüme tesadüf değildi.
Daha müşteri sayım 500’e bile ulaşmamışken, bu küçük kartopunun bir gün çığa dönüşeceğini hissetmiş…
Ve bir yazılımcıya ciddi bir bedel ödeyerek, günlük–haftalık–aylık tahsilatları yöneteceğim özel bir sistem kurdurmuştum.
Hazırlıksız değildim.
Sakarya Genç İş Adamları Derneği, yerel TV röportajları, gazete haberleri…
Derken bilinirliğimiz hızla artıyordu.
Tam o dönemde Tansu Çiller meydanlarda iki anahtar sallıyordu:
“Herkese bir ev, bir araba!”
Bu slogan benim içimde başka bir şey uyandırdı.
Onun için bu bir vaatti…
Benim için bir ihtimaldi.
Zordu.
Ama imkânsız değildi.
Artık elimde 100 yapraklı çek koçanı vardı.
Masaya koyduğumda bu sadece bir defter değil…
bir ağırlıktı. bir prestijdi.
Ama içimde başka bir gerçek büyüyordu:
Zirvede kalmak, çıkmaktan daha zordu.
Bu yüzden farklı bir şey yaptım.
Her gün 5 müşterimi işyerinde ziyaret etmeye başladım.
Kapıyı çalıyordum:
“Merhaba, ben Aktif Pazarlama’nın sahibiyim…
Bizden bir ürün almışsınız, memnun musunuz diye sormaya geldim.”
İnsanlar şaşırıyordu.
Sadece bir saç kurutma makinesi alan müşterinin kapısına…
firma sahibi geliyordu.
Bu ziyaretler bağ kuruyordu.
Güven büyüyordu.
Ta ki… o güne kadar.
Mağazaya çok yakın bir bakkal dükkânı.
İçeri girdim.
Her zamanki gibi gülümseyerek:
“Merhaba Şenol Bey…” dedim.
İlk defa bir müşterimin gözlerinde
soğukluk gördüm.
Sertti.
Öfkeliydi.
“İlk bisiklet çalındı diye ikinciyi aldım… o da çalındı!”
Sinirle devam etti:
“Şimdi işin yoksa bir yıl taksit öde… kullanmadığım bisikletler için!”
Sonra gözlerimin içine baktı:
“Yoksa sen bir yandan satıp… bir yandan çaldırtıyor musun?”
Bir an sustum.
Yüzlerce insanla tanışmıştım…
Ama ilk defa böyle bir ithamla karşılaşıyordum.
Ortamı yumuşatmaya çalıştım.
Çay söyledik.
Ama onun derdi sadece bisiklet değildi.
İçinde birikmiş bir şey vardı.
Çayı bile bitiremeden kalktım.
İlk defa bir müşterimin yanından
içim sıkışarak ayrıldım.
Ve garip bir şekilde…
bu karşılaşma içimde bir iz bıraktı.
O an anlam veremediğim bir his…
Sanki bu hikâye burada bitmeyecekti.
Yola devam ettim.
Çünkü biliyordum:
Hiç kimseyi kaybetme lüksüm yoktu.
Herkes farklıydı.
Ve bağlar… sabırla kurulur.
Üstelik hayatta hiçbir şey tesadüf değildi.
Bazen bir olay
birine ders,
birine fırsat olur.
Bazen de…
ikisi birden.
“Herkese iki anahtar” fikri aklımdan çıkmıyordu.
Ve sonunda ilk adımı attım.
Ağabeyim Mustafa’nın referansıyla
Citroën tali bayiliğini aldık.
Merkezdeki büyük dükkânı showroom’a çevirdik.
Artık vitrinde sadece ürün yoktu…
vizyon vardı.
Bir Citroën C15
Bir Citroën Saxo
Bir de Citroën Xantia
Spot ışıkları altında parlıyordu.
Açılışta Xantia’nın bir tekerini söktük.
Beş kişi araca bindi.
Ve araç… üç tekerle ilerledi.
Bu sadece bir lansman değildi.
Bir mesajdı.
“Biz farklıyız.”
Artık kapıdan giren insanlar değişmişti.
Dünya büyüyordu.
Ve ben…
Daha büyüğünü hayal ediyordum.
Türkiye’nin her yerinde Aktif Pazarlama…
Belki de…
vakit gerçekten geliyordu.