Huzur mu konfor mu?
Bugün uzun zamandır görüşmediğim bir dostumla hasret giderdik.
Laf lafı açtı…
Derken konu, ister istemez hayatın yüklerine geldi.
İzniyle, ismini vermeden anlatıyorum.
“Ne yapacağımı bilemiyorum.” dedi.
“Biliyorsun, şehir merkezinde güzel bir sitede oturuyoruz.
Prestijli bir yer gerçekten…
Ama bedeli de ağır.
Tek maaşla dönmüyor.
Bu yüzden eşim de çalışmak zorunda kalıyor.
Sabah telaşı…
Akşam yorgunluğu…
Ay sonu hesapları…
Kızımıza ayıracak vakit bile bazen kalmıyor.
Hayatın yükü omuzlarımızı her geçen gün biraz daha eziyor.”
Bir süre sustu.
Sonra devam etti.
“Aslında köyde baba evimiz var.
Babam tek başına yaşıyor.
Ev büyük.
Defalarca;
‘Gelin buraya.’ dedi.
‘Kira yok…
Aidat yok…
Gelin kızım da çalışmak zorunda kalmasın.
Bir süre nefes alın.
Bahçemiz var.
Hem kendi yiyeceğinizi üretirsiniz…
Hem de isterseniz fazlasını satar, biraz da gelir elde edersiniz.’
dedi.
Doğrusunu istersen…
Bu fikir benim de aklıma yatıyor.
Fakat…
Eşim de kızım da kesinlikle istemiyor.”
Bir süre ikimiz de sustuk.
Sonra ona tek bir soru sordum.
“Gerçekten aradığınız şey huzur mu…
Yoksa alıştığınız hayatın içinde huzur mu?”
Çünkü bazen insan huzuru gerçekten ister…
Ama huzurun;
alıştığı evden,
alıştığı çevreden,
alıştığı konfordan,
alıştığı yaşam standardından,
hiç vazgeçmeden gelmesini de ister.
Oysa hayatın en büyük çelişkilerinden biri tam da budur.
Huzur…
Çoğu zaman bize yeni şeyler ekleyerek değil,
bazı şeylerden vazgeçebildiğimizde yaklaşır.
Bazen daha büyük bir eve taşınmak değildir huzur…
Daha küçük bir evde kaygısız uyuyabilmektir.
Bazen daha çok kazanmak değildir…
Daha az korkuyla yaşayabilmektir.
Bazen daha lüks bir çevrede bulunmak değildir…
Sevdiklerinle aynı sofraya huzurla oturabilmektir.
Bazen prestijden vazgeçmeyi…
Bazen insanların ne diyeceğini önemsememeyi…
Bazen de;
“Bir süre böyle yaşayalım.
Önce omuzlarımızdaki yük hafiflesin.
Sonra yeniden kurarız hayatımızı.”
diyebilmeyi ister.
Çünkü huzur…
Oturduğun semtin adı değildir.
Banka hesabındaki rakam da değildir.
Huzur…
Akşam eve döndüğünde omuzlarındaki yükün biraz olsun hafiflemesidir.
Yarın sabahı korkuyla değil, ümitle karşılayabilmektir.
Birlikte aynı sofraya oturduğunda zihninin faturalarla değil, sevdiklerinle meşgul olabilmesidir.
Ve bazen…
En büyük zenginlik;
daha fazlasına sahip olmak değil,
elindekilerle birbirini kaybetmeden yaşayabilmektir.
Hayat bana şunu öğretti:
İnsan çoğu zaman huzuru kaybettiği için mutsuz olmaz.
Huzura giden yolda, vazgeçmesi gereken konforundan vazgeçemediği için mutsuz olur.
Çünkü bazen hayat, bize
‘Ne kadar kazandığını’ değil; ‘Huzur için nelerden vazgeçebildiğini’ sorar.
✍️Ali İhsan Sivri hikâyeleri