Ekim 12, 2026

Çocuklarımızı kimden koruyoruz

ile Ali İhsan Sivri

Dünyanın çocuklarına ekran satanlar, kendi çocuklarını neden ekrandan uzak tutuyor?

Bir çocuğun eline telefon verdiğimizde yalnızca bir cihaz vermiyoruz. Bazen hiç tanımadığımız insanların düşüncelerini, davranışlarını, değerlerini ve hayat anlayışlarını da o çocuğun dünyasına davet ediyoruz. Üstelik kapıyı açtığımız o dünyanın içinde neler bulunduğunu çoğu zaman biz bile bilmiyoruz.

Türkiye’de 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımına yönelik düzenleme hazırlıklarını bu nedenle önemsiyorum. Çünkü mesele yalnızca çocukların kaç saat telefon kullandığı değil; o saatlerde ne gördüğü, ne öğrendiği, neye özendiği ve zamanla nasıl bir insana dönüştüğüdür.

Peki, dünya bu konuda ne yapıyor?

Çin kendi çocuklarına ne gösteriyor?

Dünyanın en popüler sosyal medya uygulamalarından TikTok’un arkasındaki ByteDance şirketi Çin merkezli. Ancak Çin’de kullanılan Douyin ile dünyanın geri kalanına sunulan TikTok ayrı platformlar.

Çin’de 14 yaşından küçük, kimliği doğrulanmış Douyin kullanıcıları için 2021 yılında günlük 40 dakikalık kullanım sınırı getirildi. Gece saatlerinde erişim kısıtlandı. Gençlere yönelik içeriklerde bilimsel deneyler, tarih, kültür ve eğitici videolar öne çıkarıldı.

Aynı şirketin uluslararası uygulaması TikTok’ta da gençlere yönelik güvenlik araçları bulunuyor. Ancak iki platformun içerik politikaları ve gençlere sundukları deneyim arasında dikkat çekici farklılıklar var.

Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Aynı teknolojiyi üretenler, kendi ülkelerindeki çocuklar için neden daha farklı sınırlar koyuyor?

Türkiye’de TikTok’u açtığımızda karşımıza çıkabilen bazı yayınlara bakalım. Küfür, teşhircilik, aşağılayıcı davranışlar, kolay para kazanma gösterileri, mahremiyetin hiçe sayıldığı canlı yayınlar ve yalnızca dikkat çekmek için yapılan akıl almaz hareketler…

Elbette TikTok’ta çok değerli eğitim ve kültür içerikleri de var. Fakat sorun zaten bu değil. Sorun, henüz neyi neden izlediğini değerlendirecek olgunluğa ulaşmamış çocukların, kendileri için seçmedikleri içeriklerin önüne sürüklenebilmesi.

Silikon Vadisi’nin çocukları neden farklı büyüyor?

Bir başka örnek, teknolojinin kalbinden geliyor.

Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un kendi çocuklarının iPad kullanımını sınırladığını biliyor muydunuz?

2014 yılında New York Times’ta yayımlanan bir yazıda, teknoloji dünyasındaki bazı yöneticilerin çocuklarının ekran sürelerine ciddi sınırlar koyduğu anlatılıyordu.

Düşünün…

Milyonlarca insanın hayatına ekranı sokan teknoloji dünyasının önemli isimlerinden bazıları, kendi evlerinde ekran kullanımını sınırlandırmayı tercih ediyordu.

Bu durum bütün teknoloji patronlarının çocuklarını telefondan uzak tuttuğu anlamına gelmiyor. Ama üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir çelişkiye işaret ediyor.

Biz çocuklarımızın eline telefon vererek onları geleceğe hazırladığımızı düşünürken, teknolojiyi en yakından tanıyan bazı aileler neden daha temkinli davranıyor?

Avustralya ne yaptı?

Avustralya, 10 Aralık 2025’ten itibaren 16 yaşından küçüklerin Instagram, TikTok, Facebook, Snapchat ve benzeri birçok sosyal medya platformunda hesap sahibi olmasını engellemeye yönelik düzenlemeyi uygulamaya koydu.

Üstelik sorumluluğu yalnızca çocuklara veya anne babalara bırakmadı. Yaş sınırını uygulama yükümlülüğünü sosyal medya şirketlerine verdi.

Bu yaklaşımın önemli bir tarafı var: Çocukları korumak yalnızca ailelerin omuzlarına yüklenebilecek bir sorumluluk değil. Milyarlarca insanın davranışını etkileyebilen platformların da sorumluluk taşıması gerekiyor.

Peki, Kuzey Kore?

Kuzey Kore’de sıradan vatandaşların küresel internete erişimi son derece sınırlı. İnsanların büyük bölümü devlet denetimindeki yerel ağlarla yetinmek zorunda.

Ancak bu örneği çocukların korunmasına yönelik başarılı bir model olarak görmek doğru olmaz. Çünkü oradaki mesele çocukların güvenliğinden çok, toplumun bilgiye erişiminin devlet tarafından kontrol edilmesi.

Çocukları zararlı içeriklerden korumak başka, bir toplumu dünyadan koparmak başka şeydir.

Bizim ihtiyacımız olan, Kuzey Kore gibi kapalı bir toplum değil; çocukların güvenle büyüyebildiği, bilgiye ulaşabildiği ve teknolojiyi bilinçli kullanmayı öğrendiği bir toplum.

Özgürlük dediğimiz şey nedir?

15 yaşındaki bir çocuğun gece yarısına kadar tanımadığı insanların hayatlarını izlemesi mi özgürlük?

Henüz kendi kişiliğini oluşturmaya çalışan bir çocuğun, takipçi sayısını kendi değerinin ölçüsü sanması mı özgürlük?

Bir çocuğun mutluluğunu beğeni sayısına, güzelliğini filtrelere, başarısını izlenme rakamlarına bağlamasına göz yummak mı özgürlük?

Çocukların kendilerini ifade etme, arkadaşlarıyla iletişim kurma ve bilgiye ulaşma hakları elbette korunmalı. Ancak bu hakları korumak, onları her türlü ticari algoritmanın karşısında savunmasız bırakmak anlamına gelmemeli.

Kaldı ki sosyal medya için yaş sınırı getirmek tek başına bütün sorunları çözmeyecek. Yaş doğrulamanın çocukların özel hayatını ihlal etmemesi, eğitim içeriklerine erişimin korunması, ailelerin bilinçlendirilmesi ve platformların gerçekten denetlenmesi de gerekiyor.

Biraz da kendimize bakalım

Çocuklarımıza telefonla daha az vakit geçirmelerini söylerken, biz sofrada telefonumuzu bırakabiliyor muyuz?

Onlardan kitap okumalarını isterken, bizi kitap okurken görüyorlar mı?

Onlara arkadaşlarıyla oynamalarını söylerken, biz onlarla ne kadar vakit geçiriyoruz?

Bir düzenleme, anne babanın yerini tutamaz. Bir yasak, sevginin ve ilginin boşluğunu dolduramaz.

Ama doğru hazırlanmış bir düzenleme, ailelerin çocuklarını koruma çabasına önemli bir destek sağlayabilir.

Ve belki de yıllardır sormamız gereken asıl soru şudur:

Çocuklarımızı teknolojiye hazırlarken, teknolojiyi çocuklarımıza hazırlamayı neden bu kadar ihmal ettik?

Ben çocukların teknoloji düşmanı olarak yetişmesini istemiyorum. Teknolojiyi kullanan, ondan öğrenen, onunla üreten gençler yetişsin istiyorum.

Ama teknolojinin kullandığı çocuklar değil…

Çünkü çocukluk, kaydırılarak geçilecek bir ekran görüntüsü değildir.

Çocukluk; yaşanacak, öğrenilecek, oynanacak, hata yapılacak, sevilecek ve bir daha geri gelmeyecek bir ömür parçasıdır.

Ve hiçbir algoritma, bir çocuğun çocukluğundan daha değerli değildir.

✍️Ali İhsan Sivri