Bekleyen şey
Bazen hayat değişmek ister… sen hazır değilsindir.
Bazen hayat sana yeniden gelir… sen fark etmezsin.
Dükkânda boş durmuyordum.
Ama…
mutlu da değildim.
Sevmiyordum o işi.
Yıllar sonra bir seminerde şöyle dedim:
“Sevmediğin işi yapmak…
sevmediğin biriyle evli olmaktan beterdir.
Çünkü işinle daha çok berabersin.”
İşte o günleri anlatıyordum aslında.
Hareket vardı.
Ama anlam yoktu.
Gün boyu raf diziyordum.
Ama içimde…
bir boşluk büyüyordu.
Ve o boşluğu…
çikolatayla doldurmaya başladım.
Her gün.
Bir paket.
Sonra bir tane daha.
Kilo aldım..
Ama asıl…
👉 içim ağırlaştı.
Bir gün dükkâna bir süt ürünleri toptancısı geldi.
Onu tanıyordum.
Yıllar önce, Aktif Pazarlama yaptığım günlerde…
kapısına gitmiştim.
Çayını bile içmeden kalktığım…
hatta bana ters ters bakıp:
👉 “Bisikletleri çaldırıyor musun yoksa?”
diyen adamdı.
Yani…
pek de yıldızımız barışmamıştı.
Şimdi…
benim dükkânıma gelmişti.
Beni görünce şaşırdı:
“Sen Aktif Pazarlama’nın sahibi değil misin?” dedi.
İçimden:
👉 “Battım işte…” dedim.
Ama söylemedim.
Ürünlerini dolaba yerleştirdi.
Ben kaldırdım.
Ertesi gün geldi.
Yine yerleştirdi.
Ben yine kaldırdım.
Bu sessiz mücadele günlerce sürdü.
Sonra bir gün…
elinde bir kutuyla geldi.
Heyecanlıydı.
Bir şeyler anlatıyordu.
Yeni bir işten, yeni bir üründen bahsediyordu.
Kutunun üzerinde bulutlar vardı.
İçinden bir toz çıkardı.
“Bu öğün yerine geçiyor,” dedi.
“İnsanları zayıflatıyor,” dedi.
Hiç ilgilenmedim.
“Ben yapmam bu işi,” dedim.
Ama o…
vazgeçmedi.
Her gün geldi.
Ben kaçtım.
O geldi.
Sonunda patladım.
Sert konuştum.
Kırdım.
Gitti.
Ama…
ben rahatlayamadım.
İçimde iki ses vardı:
👉 “İyi yaptın,” diyen.
👉 “Fazla serttin,” diyen.
Üç gün sonra…
yine geldi.
Bu kez elinde kutu yoktu.
Ben de karar verdim:
👉 “Alayım gitsin.”
Fiyatını sordum.
Verdim parasını.
Bir şeyler imzalattı.
Okumadım bile.
Tek derdim:
👉 gitsin.
Gitti.
Kutuyu açmadım.
Tezgâhın altına attım.
Bir gün geçti.
İki gün geçti.
Bir hafta geçti.
Kutu oradaydı.
Ama ben farkında değildim…
👉 o kutu orada durmuyordu.
👉 beni bekliyordu…