Şubat 1, 2026
Ye kürküm ye
Spor, lüks aracımla şehir merkezinin dışında; altyapısı ve yolları henüz tamamlanmamış, kenar semt diyebileceğimiz bir mevkiye müşteri ziyaretine gitmiştim.
Dönüşte aracın oldukça çamurlandığını fark ettim.
Toprak yollar bitip beton sokak aralarına girdiğimde bir oto yıkamacı gördüm ve hemen içeri daldım.
Yıkamacı genç adam beni öyle güzel karşıladı ki…
Araç yıkanırken çay mı, kahve mi istediğimi sordu; yetmedi, karnımın aç olup olmadığını bile.
O gün çok hoşuma gitti.
Öyle ki evime uzak ve ters bir lokasyonda olmasına rağmen, fırsat buldukça aracımı yıkatmaya oraya götürür oldum.
Yaz geçti, sonbahara geldik.
Lüks aracımı bir otobüs karavanla takas ettim.
Kocaman mobil evimi Alanya İncekum Tabiat Parkı’ndaki karavan parkına çektim; elektrik, su, atık… her şeyi sabitledim.
Çocuklarım ile kışı orada geçirecektik.
Market için yaklaşık bir buçuk kilometre yürümem gerekiyordu.
Giderken sorun yoktu ama dönüşte…
O kısacık mesafe için taksimetreyi açmadan, oldukça haksız fiyat isteyen taksicilere kızıp “kullan-at” diyebileceğim eski bir Şahin aldım.
Nasıl olsa dört ay oradaydık; Alanya’ya, Antalya’ya gerektiğinde onunla giderdim.
Derken bir gün, yine kışın ortasında Antalya’ya gitmem gerekti.
Şahinime atladım, yola çıktım.
İki aydır uğramadığım oto yıkamacı geldi aklıma.
Direksiyonu o semte doğru kırdım.
Hem arabayı yıkatayım, hem bir çayını içeyim dedim.
Dükkân boştu.
Genç adam arka tarafta oturmuş, telefonuna bakıyordu.
Beni görünce sevineceğini düşünerek üç kez kısa aralıklarla kornaya bastım:
çat… çat… çat…
Yıkama yerine girdim.
Tebessüm eden bir yüzle, adını söyleyerek selam verdim.
— Aleykümselam…dedi
Zoraki bir ses tonuyla.
Ne “şuraya otur abi” dedi,
ne çay sordu,
ne de yüzü güldü.
Sadece:
— İç-dış mı?
— İç-dış, dedim.
Asık suratla malzemelere yöneldi, aracı yıkamaya başladı.
Belli ki beni tanımamıştı.
Ben de kendimi tanıtmadım.
Demek ki…
Baktığı ben değilmiş.
Gördüğü, lüks araçmış.
Nasrettin Hoca’nın
“Ye kürküm ye” fıkrası düştü aklıma..
Valeler Aracıma değil de,
benim yüzüme hoş geldin desin
diye arabasını iki sokak öteye park edip restorana yürüyerek gelen biri için,
oldukça kötü bir andı.
Cidden.
Öğrendim ki; bazen selam arabaya verilirmiş…
Dönüşte aracın oldukça çamurlandığını fark ettim.
Toprak yollar bitip beton sokak aralarına girdiğimde bir oto yıkamacı gördüm ve hemen içeri daldım.
Yıkamacı genç adam beni öyle güzel karşıladı ki…
Araç yıkanırken çay mı, kahve mi istediğimi sordu; yetmedi, karnımın aç olup olmadığını bile.
O gün çok hoşuma gitti.
Öyle ki evime uzak ve ters bir lokasyonda olmasına rağmen, fırsat buldukça aracımı yıkatmaya oraya götürür oldum.
Yaz geçti, sonbahara geldik.
Lüks aracımı bir otobüs karavanla takas ettim.
Kocaman mobil evimi Alanya İncekum Tabiat Parkı’ndaki karavan parkına çektim; elektrik, su, atık… her şeyi sabitledim.
Çocuklarım ile kışı orada geçirecektik.
Market için yaklaşık bir buçuk kilometre yürümem gerekiyordu.
Giderken sorun yoktu ama dönüşte…
O kısacık mesafe için taksimetreyi açmadan, oldukça haksız fiyat isteyen taksicilere kızıp “kullan-at” diyebileceğim eski bir Şahin aldım.
Nasıl olsa dört ay oradaydık; Alanya’ya, Antalya’ya gerektiğinde onunla giderdim.
Derken bir gün, yine kışın ortasında Antalya’ya gitmem gerekti.
Şahinime atladım, yola çıktım.
İki aydır uğramadığım oto yıkamacı geldi aklıma.
Direksiyonu o semte doğru kırdım.
Hem arabayı yıkatayım, hem bir çayını içeyim dedim.
Dükkân boştu.
Genç adam arka tarafta oturmuş, telefonuna bakıyordu.
Beni görünce sevineceğini düşünerek üç kez kısa aralıklarla kornaya bastım:
çat… çat… çat…
Yıkama yerine girdim.
Tebessüm eden bir yüzle, adını söyleyerek selam verdim.
— Aleykümselam…dedi
Zoraki bir ses tonuyla.
Ne “şuraya otur abi” dedi,
ne çay sordu,
ne de yüzü güldü.
Sadece:
— İç-dış mı?
— İç-dış, dedim.
Asık suratla malzemelere yöneldi, aracı yıkamaya başladı.
Belli ki beni tanımamıştı.
Ben de kendimi tanıtmadım.
Demek ki…
Baktığı ben değilmiş.
Gördüğü, lüks araçmış.
Nasrettin Hoca’nın
“Ye kürküm ye” fıkrası düştü aklıma..
Valeler Aracıma değil de,
benim yüzüme hoş geldin desin
diye arabasını iki sokak öteye park edip restorana yürüyerek gelen biri için,
oldukça kötü bir andı.
Cidden.
Öğrendim ki; bazen selam arabaya verilirmiş…