Kaymaktan objektife
İlkokul 4’te kaymak satarak başlayan para kazanma serüvenim, beklediğimden çok daha iyi gidiyordu.
Ortaokula geçtiğimde ise işler artık monotonlaşmıştı.
Ben de ticaret hayatıma biraz renk katmak istedim.
Bir marangozdan büyük, dikdörtgen bir tabla yaptırdım.
Altına açılır kapanır ayak eklettim.
Kaymağın yanına simit ve poğaçayı da koydum.
Okuldan gelir gelmez, tatil günleri demeden tablamı alıp satışa çıkıyordum.
Bu öyle “Aaa çocuğa bak, harçlığını çıkarıyor” denecek bir iş değildi.
Bayağı bayağı para kazanıyordum.
Babam öğretmendi. Maaşı 3.000 TL idi, çok net hatırlıyorum.
Benim seyyar ticaretten aylık kazancım ise 5.000 TL’yi buluyordu.
Gelirim iyiydi ama içimde başka bir şey kıpırdanıyordu:
“Daha prestijli bir iş yapamaz mıyım?”
Bir yaz günü Kerpe’ye denize gittik.
Sabahın ilk heyecanıyla denize girip çıktım.
Plajın biraz arka tarafında, bir güneş şemsiyesinin altında bir adam dikkatimi çekti.
Elinde kocaman objektifli, heybetli bir fotoğraf makinesi vardı.
Makineyi tutuşu, objektifle oynayışı…
Bana inanılmaz karizmatik geldi.
Yanına gittim.
— Abi bu nasıl bir makine? Nasıl çalışıyor?
Sabah gazetesi foto muhabiriymiş. Sinan abi.
Belli ki beni sevdi.
— Otur yanıma, dedi.
O gün, deniz tatili bitti…
Fotoğraf başladı.
Sinan abi bana tüm gün fotoğrafçılığı anlattı.
Hareketli objeler, ışık, derinlik, enstantane, diyafram…
Uygulamalı uygulamalı…
O gün hayatıma yeni bir halka eklendi.
Profesyonel fotoğrafçılığın temeli işte o gün atıldı.
Bir an önce başlamalıydım.
Ve nedense bunun yolu İstanbul’dan geçiyordu.
Ertesi sabah trene bindim.
Adapazarı’ndan Haydarpaşa’ya…
Oradan vapurla Eminönü’ne.
Doğubank, Tahtakale, Polonya Pazarı…
Sora sora fotoğrafçıları buldum.
SSCB üretimi bir Lubitel fotoğraf makinesi ve
10 adet 36 pozluk film alıp geri döndüm.
O zamanlar fotoğraf öyle telefonla çekilmiyordu.
Film vardı.
Banyo vardı.
Sabır vardı. 😄
Dört makara filmi sadece deneme için harcadım.
Ayar yaptım, not aldım, tekrar çektim.
Hazırdım.
Önce sınıf arkadaşlarım…
Sonra sınıflar…
Sonra aileler…
Derken sözler, nişanlar, düğünler…
Altı ay geçmeden,
Canon’la yarıştığı söylenen Almanya menşeli Porst Reflex bir makine aldım.
Bir süre sonra büyük bir objektif daha…
Kaymak ve simit işini bıraktım.
Artık daha prestijli bir mesleğim vardı.
Ve lise sonuna kadar,
hayatımı fotoğraf çekerek ve fotoğraf makineleri alıp satarak kazandım.
Bir kez daha anladım ki:
“Bulanlar, ancak arayanlardır.”
Hayatta hiçbir yol, ilk denemede “meslek” gibi görünmez.
Bazen bir kaymak tepsisinden,
bazen bir fotoğraf karesinden geçer yolun.
Ama arıyorsan…
mutlaka bir yerde bulursun..